İçinde tarif edemediği, adını koyamadığı bir sıkıntısı vardı. Kaynağı belli olmayan bu sıkıntı da neyin nesiydi. Bir türlü yatışmak bilmeyen ve adeta zihnini kene gibi kemiren bu sıkıntıyla beraber sessizliği de toplayıp ceplerine bırakarak uzaklaştı balkonun kenarından. Ve damlayan adımlarıyla süzülüverdi balkon kapısından salona.
Salonun orta yerinde duran en sevdiği koltuğuna bıraktı bedenini usulca. Etrafına bakındı, kendisine teselli verecek bir şeyler aradı. Gözüne sehpanın üzerinde duran kül tabağı çarptı. Oyalanmak biraz da düşüncelerini dağıtmak için ellerini uzatıp kül tabağına dokundu, irkildi aniden. Kül tabağı o an kendisine düşünmek dahi istemediği bir...

