Filiz Konca
Hz. İkbal bir şiirinde; "Bir müslüman aşık değilse kafirdir" demiştir. Hz. Mevlana'da; "Ben aşkı olmayan kişinin insanlığını inkar ederim" (divan-ı kebir,3/1610) buyurmuştur. Dünyevileşme bizi o kadar çok hayvanlaştırmaya sevketmeye çalışıyor ki artık manevi inceliklere yabancılaşmış, anlayamaz olmuşuz.Allah ve Resulü rehberimiz, önderimizken, bize doğru yolu göstermişken daha ne vakte kadar onun bunun fikirlerini hayata geçireceğiz? Mezarlıkları şehrin dışına itmişiz. Dünya ve ahiret perspektifinden bakamaz olmuşuz.
Çağdaşlık masalı bizi tatmin etmeye yetti mi? Nefsin peşinden koşmak, şeytana uşaklık etmek bizi huzura kavuşturdu mu? Allah için yaşamamanın ne değeri oldu? Herkesle ve herşeyle egomuz arasında bağ kurmak bize ne kazandırdı? Koca bir ömrü boş şeylere, yalanları yaşamaya harcamak mutluluk verdi mi? Mümkün mü? Allah'ın rızası nerde kaldı? Allah için olmayan herşey ‘hiç' olmayacak mıydı?
Hz. Mevlana ne diyor acaba?
"Dünyayı gördüm; vefası yoktur. Dünya da gökyüzünde bizim gibi yalnızdır. Onun da halden anlar gerçek bir arkadaşı, candan bir bildiği, bir dostu yoktur.
"Ömer Hayyam bir ruba'îsinde: "Feleke etme şe'amet isnat / Ki onun talihi senden beter!"der.
Sen göklerdeki altın değirmisi olan ışıklar saçan aya bakma! Onun içinde bir hasırı bile yoktur.
Nice ahmak kişi elinde asası olmayan kör gibi koşa koşa gitti. Dünyanın tuzağına düştü.
İnsanlar onun nimetlerini kaybedeceklerinden korkarlar, onun üstüne titrerler. Bu hastalık, ilacı olmayan bir hastalıktır.
O çarşaf ve peçe altında çok güzel bir kadın gibi görünür. Halbuki o, binlerce kocadan arta kalmış çirkin bir ihtiyar kadındır.
Cana canlar katan gerçek sevgiliyi bulamayanlar zavallılıkları yüzünden giderler de, onun yolunda can verirler.
Dünyaya gönül veren bir zavallı, bir hayal yüzünden hayale döner. Dertten, zahmetten, sıkıntıdan başka birşey elde edemez!
Nice padişahlar dünyaya sırtlarını dönerler. îlahî aşka yüzlerini tuttular da nice memleketler elde ettiler. Aşk öyle bir sultanlıktır ki onun sonu yoktur.
Bu aşk sana bir kötülük mü etti ki, onu inkar ettin: "Onun hiçbir vergisi, hiçbir lütfu, ihsanı yoktur!" dedin.
Bir baş ağrısı ile ondan ayağını çektin. Dünyada sıkıntısı, belası olmayan bir yol var mıdır?
Artık sen sus! Aşıklara öyle mana incileri saçılmakta ki, bir tanesine bile değer biçilemez." ‘268. (divan-ı kebir,c. II, 961)'
"İçinde sevgiliden başka hiçbir şey bulunmayan şu gönlüme yemin ederim senin sevmediklerini ben de sevmem.
Canımı sana feda edemezsem, o can dertsiz kalmasın, gamdan kurtulmasın, başından bela eksik olmasın! Gözlerim senin için ağlamıyorsa, kararsın; hiç bir sey göremez olsun!
Senden başkasına ümit bağlarsam, umduğum gerçekleşmesin, olmasın ve ben hayal kırıklığından kurtulmayayım. Eğer senin için yaşamıyorsam, varlığım senin değilse, ben bu varlığı istemiyorum; yıkılsın, gitsin!
Dünyada hangi güzel, hangi güzellik vardır ki, senin güzelliğinden onda bir parıltı bulunmasın. Senin ışığının vuruşundan ibaret olmasın. Hangi padişah, hangi emîr vardır ki, senin dilencin, yoksulun olmasın?
Gönlümde düşmanlara karşı, düşmanlara ait bir dilek bulunmasın. Çünkü benim gönlümde senin rızanı kazanmaktan başka bir dilek yoktur.
Sensiz geçen bir anı bile kaza edemem. Fakat ne çare ki başa gelen senin takdirinden başka birşey değildir.
Ey gönül! Sevgili uğrunda canınla oyna, canını ver. Sen kendini çok seviyorsun. Onun üstüne titriyorsun. Titreme; feda et gitsin. Allah sana kafi değil mi?
Sen kendi üstüne titreme de başkaları senin üstüne titresinler. Canının üstüne yemin ederim ki, sana senden başka bir düşman yoktur." ‘211. (divan-ı kebir,c.I, 479)'
"Gönlünü dünya gamından ayırabilirsen, beka bağında, ölümsüzlük bağında neşelenmene, safa sürmene imkan vardır.
Riyazet suyu ile yıkanırsan bütün gönül kirlerinden temizlenirsin.
Hevesler ve nefsanî istekler menzilinden bir iki adım ilerlersen, şeref, ululuk haremine konabilirsin.
Ey gönül! Manalar denizinde bulunan o eşsiz inciye, değer bakımından paha biçemezsin.
Himmet eder de, bu toprak durağını (yani dünyayı) kendine mekan edinmezsen yücelerin yücesinde, ötelerin ötesinde, mana aleminde kendine bir yer edinirsin.
Yalnız başına oturup başını önüne eğer de düşüncelere dalarsan, geçmiş zamanlardaki hatalarını, yanlış görüşlerini anlar da onları düzeltebilirsin.
Fakat bu yola düşenlerin vasıfları uyuyup kalmak değil, çevik davranarak, acele ederek işleri yoluna koymaktır. Sense bu cihanın nazenînisin. O çevikliği nasıl elde edebilirsin?
Sen ne ecelin elini ayağını bağlayabilirsin, ne de dünyanın renginden, kokusundan, nimetlerinden vazgeçer, kendini kurtarabilirsin.
Eğer sen bu alçak nefisle, benlikle savaşabilirsen; gönlün, canın Rüstem'i, kahramanlar kahramanı olursun.
Eğer aşk derdine tutulursan, eğer yaratıcıya aşık olursan, imtihan için onun verdiği belalara sabredersen; o zaman gönlün huzura kavuşur.
Şu anda; nasıl, niçin, neden dikenliğinden kendini kurtarabilirsen ona kavuşursun. Daha dünyadayken cennette yaşamaya başlarsın." ‘260. (divan-ı kebir,c. II, 959)'
.....











