İnternet ve Demokratikleşme

Yazdır PDF
( 0 Votes )

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, fizik dersi veren bir muallimin ders notlarını okuyordum. Elektrik konusunu anlatırken yaptığı bir tanım vardı: “Ne idüğü belirsiz, ettiğinden bellidir” diye yazıyordu.

Liclider’in, 1962’de MIT’de ortaya attığı “Galaktik Ağ” kavramı, çok değil 3 yıl sonra hayata geçirildi. Aynı üniversitede araştırmacı olarak çalışan Lawrence Roberts ve Thomas Merill, iki bilgisayarı konuşturduğunda takvimler 1965’i gösteriyordu. Bugünkü internetin temeli olan APRANET, Pentagon’da şekillendi. Sonrasında yaşanan gelişmeler, 1965’te atılan adımın dünyayı peşinden sürüklediğini görüyoruz.

Bu şekillendirme yıllar geçtikten sonra o kadar netleşmeye başladı ki, bütün icatlarda olduğu gibi, mucitlerini bile şaşırtacak bir hal aldı. Üretilen bilgiyi saklama/paylaşma ve ona kolayca ulaşma istekleri sonrasında ortaya çıkan bir teknoloji, bugün herkesin ihtiyaç ve algısına göre farklı bir durumda.

 

Kimine göre
- iletişim aracı
- sosyal bir ortam
- dev bir kütüphane
- evden alış-veriş aracı, bankacılık hizmetlerini yapabildiği bir merkez ya da bürokratik işlerini yürüttüğü bir alan
- fikirlerin özgürce dile getirildiği bir demokrasi platformu

Ne var ki internetin imkanlarını ve beraberinde getirdiklerini önce gençler algıladı. Gençlerin algılaması kimileri için tehlike sayıldı. Oysa internetteki açılımlar da tam bu “riskli alan”dan çıktı.

Ben diğer alanlarda yaşananlardan çok internetin nasıl giderek demokrasinin güvencesi haline gelmeye başladığı konusundaki deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Türkiye, bilgisayar ve internet konusunda maalesef talihsiz bir dönem yaşadı. Gazetecilere bilgisayar dersi veren Turgut Özal’dan sonra hayatı boyunca o alete elini sürmeyen Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel gibi liderler dönemi yaşadı.

Eğer Türkiye, bilişim alanında 1980’lerde almaya başladığı mesafeyi, kesintiye uğratmadan devam etse idi, çok daha önce internet alanında yol alırdık. Bu alanda 1990’lı yıllar nerede ise kayıp yıllar şeklinde geçti. 2000’li yılların başından itibaren ise başlayan hızlı açılımla mesafe kapatmaya çalışıldı.

Yeniden Türkiye’ye dönmeden önce biraz dış dünyaya bakmak istiyorum. İnternetin demokratikleşme alanındaki yerine baktığımızda ilgi çekici örneklere rastlıyoruz.

Geçtiğimiz yıl 4 Kasım’da ABD’de yapılan başkanlık seçimlerinde adaylardan Obama, interneti en yoğun ve etkin kullanan aday oldu. Obama’nın başarısının altında iki temel vardı. Biri değişim vurgusu diğeri interneti etkin kullanması idi. 4 Kasım’daki Başkanlık seçimlerini Chigago ve New York’ta izleme fırsatı bulan biri olarak Obama’nın interneti nasıl etkin kullandığına yakından tanıklık ettim.

Daha yakınımızda yaşanmış İran’daki 12 Haziran seçimlerine bakalım. Çanak antenleri yasaklama çabasında olan bir yönetim anlayışı var. Ancak, seçimler sonrasında ortaya çıkan tablo ile mevcut yönetim dizginleri daha bir sıkma gereği duydu. İnternete belli kısıtlamalar getirme çabası içine girdi.

İran’daki karışıklıklar devam ederken, yaşananlarla ilgili bütün bilgiler internet üzerinden dünyaya yayıldı. İnsanlar cep telefonlarından çektikleri fotoğraf ve görüntüleri, internet üzerinden dünyaya ulaştırdı.

Olayların yoğun olduğu günlerde bir arkadaşım şunu söyledi: İran baskıcı bir rejimle yönetiliyor. Bu görüntülerin nasıl yayılmasına izin veriyor? Niye interneti bütünüyle kapatmadı dedi.

İşte asıl soru burada yatıyor. İnternet, insanların hayatına o kadar girdi ki artık kimse buna cesaret edemiyor. İnterneti kapattığınız anda uçaklar inip kalkamıyor, bankacılık hizmetleri yapılamıyor, hastaneler çalışamaz hale geliyor, hayat duruyor.

Radyoyu ele geçirenin ülkede darbe yaptığı dönemler bitti artık. Bu ülkede darbelerin kapısını açan 1960 ihtilali, Ankara Radyosu’nun ele geçirilmesi ile başladı. İnsanları terörize eden ilk duyurular oradan yayıldı.

Daha sonra içinde yer aldığı darbecileri pasif gören yeni darbeci mukallitleri yine aynı yöntemi kullanmaya kalkıştı. Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir, meşhur 1962’de 22 Şubat darbesine kalkıştığında ilk hedefi Ankara Radyosu’nu ele geçirmek olmuştu. Birincisinde başaramayan Albay Aydemir, aradan bir yıl geçtiğinde yine hedef ine Ankara Radyosu’nu koydu. 21 Mayıs 1963’te tanklarla ele geçirdiği radyo merkezinde, öteki askeri birliklerle köşe kapmaca oynadı. Radyo iki gün içerisinde 3 kez el değiştirdi.

Artık internetin bu kadar hayatımıza girdiği bir dünyada ihtilalcilerin işi hiç de kolay değil.

Levent Kırca’nın yıllar önce televizyonda yayınlanan bir parodisini çok beğenmiştim. Bir general darbe yapmaya kalkıyor, fakat özel televizyonlar o kadar çoğalmış ki darbeci generalin askerleri, televizyonları ele geçirmeden bitap düşüyorlar.

İnternetin demokratikleşmedeki önemi, özel televizyonlardan çok daha fazla. Televizyonları, kapattığınızda, radyoların kapılarına kilit vurduğunuzda, gazeteleri kapattığınızda insanların günlük hayatlarını doğrudan engelleyen bir şey yapmış olmuyorsunuz. Ama internetin şalterini indirdiğinizde hayatı durdurmuş olursunuz.

Bu çılgınlığa başvuracak bir diktatör heveslimi olacak mı? Bu soruya “Evet” cevabı verebilecek kimse çıkmaz sanıyorum. Hiçbir dikta heveslisi generalin, kendi toplumunu sanki 100 yıl öncesine götürecek bir riski göze alamaz.

İşte bunun için çok açık bir şekilde dile getiriyorum. İnternet demokrasinin güvencesi olarak hayatımızdaki yerini almış durumda.

Ünal Tanık


Bu yazı 116 kişi tarafından okundu.  
Yazarın Diger Yazıları: Administrator

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile