Hayata gözlerimizi ağlayarak açarız belki ama ömür boyu gülebilmek için çabalar dururuz.
Çoğu zaman mutlu olabilmenin göstergesi sanırız gülmeyi.
Oysa anlık tepkidir o da tıpkı ağlamak gibi…
Gülmek ya da ağlamak, insana has ve güdüsel tepki olmasına rağmen ortaya çıktığında yakınındaki diğer bireylere de sirayet eder.
Kahkaha atan birini gördüğümüz zaman farkında olmadan yüzümüzde tebessüm oluşur. Ağlayan birini gördüğümüzde
ise yüz hatlarımız gerilir, kaşlarımız düşer, gözlerimiz kısılır.
Bunu en belirgin olarak sinema salonlarında ya da tiyatro gösterileri gibi topluca odaklanılan ortamlarda görebiliriz.
Gösterim esnasında seyircilerden birinin yüksek sesle gülmesi bir anda tüm salona sirayet eder.
İşte bunun adı duygusal etkileşimdir.
Yaratılışımızla var olan ortak duygularımızın istem dışı harekete geçmesidir.
Çevremizde mutlu insanların çoğunlukta olması, mutluluğu yakalayabilme umudunu artırır. Mutsuz insanların çokluğu da benzer etkileşimle karamsarlığı körükler.
Buraya kadar yazdıklarımı okuyunca;
“Ülkede onca önemli konu tartışılırken arkadaş sen ne anlatıyorsun? ” diyebilirsiniz.
Haklısınız da…
Ama gündemi takip etmekten vazgeçmiş değilim. Yaşanmakta olan trajikomik gelişmelere karşı duyarsızlaşmış da
değilim. Ülkemizde yaşanan her olumsuz gelişme Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak kuşkusuz beni de
yakından ilgilendirmekte. Dolayısıyla ülkeyi yakından ilgilendiren hiçbir konuda duyarsız kalmam söz konusu olamaz.
Duyarsızlığın da yukarıda bahsettiğimiz ağlamak ve gülmek gibi hızla sirayet eden bir illet olduğunu çok iyi bilirim.
Bu nedenledir ki tarafsız bakışla gözlemlediğim ve toplumdaki dönüşüm uygulamasının esiri olmuş herkesin geleceği
konusunda da kaygılanmakta, bir an evvel gaflet haletinden çıkmalarını arzu etmekteyim.
Elbette her birimizin farklı ideolojilere karşı sempatimiz olabilir. Hayattan beklentilerimiz, arzu ettiğimiz yarınlar farklı
olabilir. Ama hiç birimiz sömürüyü, baskıyı, başımıza bir efendi yaratmayı ya da ille de yönetilmeyi arzulayamaz, fiili
olarak destekleyemeyiz. Böyle bir lüksümüz olamaz.
Ama olmakta!
Hiç birimiz ülkemizde fırsat eşitliğinin fiilen ortadan kaldırıldığını, eğitimin, sağlık hizmetlerinin, genel olarak zorunlu
kamu ihtiyaçlarının temininde kilit noktaların özelleştirilerek paraya tahvil edildiğini görmezden gelemeyiz.
Ama gelmekteyiz!
Yine hiçbirimiz devlet eliyle yürütülmesi gereken bu alanların kamunun elinden alınarak özel girişimcilere, kapitali elinde
tutan odaklara terk edilmesini olağan göremeyiz.
Ama görmekteyiz!
Yönetimi elinde tutan siyasi grubun yaygın uygulaması bütün bu kötü örneklerle dolu değil mi?
O zaman oturup ciddiyetle düşünmemiz gerekir.
“Atılan bu adımlar bizi nereye götürür?” diye sorgulamak gerekir.
Hatta adını da koymak gerekir.
Bunun adı özelleştirerek devletin üzerinden yük atılması mıdır yoksa düpedüz kapitalizmin hâkim kılınması mıdır, karar
vermek gerekir?
Yönetim ve onun çevresini kuşatmış olan yerel güçler emperyalizmin basamak taşı, yerel uygulayıcı, öncü unsurudur.
Burada asıl efendi; emperyalizmin başını çeken ve küresel boyutta emelleri bulunanlardır. Yerel güç sahipleri ise sus
payına tav olan yardımcı aktörlerdir.
Bütün bu olumsuzlukların gölgesinde yaşarken “ben mutluyum arkadaş” ya da “dünya düzeni insanın refahı için en uygun
zeminde yürümektedir” diyebilen var mıdır acaba?
Bu soruyu cevapsız bırakmak niyetinde değilim. Bu nedenle kendim cevap vermek istiyorum.
Evet var...
Hem de olması gerekenden bir hayli fazla!
Küresel güç olma niyetindeki emperyalizm; onlarca yıldır dünya çapında sahte mutluluk iksiri dağıtmakta. Toplum mühendisliği
insan beyni üzerinde tahribat yapacak toplumsal gelişmelerin zeminini hazırlamakta ve tabiri caizse karayı ak gösterme yönünde müthiş bir gösteriye imza atılmaktadır.
Algı bozukluğu yaratan bu projeler sayesinde sahte mutluluklar sanal diktelerle insanların beynine gerçekmiş gibi zerk edilmekte.
Bu sinsi uygulamaların farkında olup kendisini hipnozdan korumayı başarabilenler ise derhal pasifize edilmektedir.
Böylece insanlar, içinde bulundukları durum ile düşünce yapıları arasında içler acısı tezat yaşarken, emperyalizm hedefine adım adım yaklaşmakta!
Akıllara durgunluk verecek bu algı bozukluğunu bir örnek ile açmak istiyorum.
Yıllardır yanı başımızda süregelen ve insanlık tarihinin en büyük dramlarının yaşandığı Irak işgali hepimizin vicdanında derin yaralar açmaya devam etmektedir.
Vicdanı olan her insan, yaşananlar karşısında ruhunun örselendiğini hissetmekte fakat her ne hikmetse kimse yüreğinde esen fırtınayı zerre kadar dışa yansıtamamaktadır. Çünkü egemen güçler öyle istemekte, sanal empoze o şekilde zerk edilmektedir.
Toplumun nabzı sürekli kontrol altında tutulduğundan patlama noktasına geldiğinde hedefi saptırılmış teskinlere başvurulmaktadır.
Bunlardan birini de yerel seçimlere kısa bir süre kalarak yaşandı.
Dünyanın patronluğuna oynayan güçler, toplumun yürek hanesinde kaynayan volkanın patlama aşamasına geldiğini hissedince küçük bir balon patlattılar.
İsrail savaş uçakları Filistinlilerin üzerine ölüm kustu. Saldırılarda onlarla ifade edilebilecek sayıda insan hayatını kaybetti.
Bu haber ile Irak’ta yaşanan insanlık dramı nedeniyle fokurdamaya başlayan toplumsal tepki, onlarca insanın hayatını kaybettiği İsrail saldırılarına yönlendirilerek kontrollü olarak patlatıldı!
İnsanlarımız sokaklara döküldü, protestolar gırla gitti. Seçim arifesinde kermesler düzenlendi, Filistinli kardeşlerimize yardım
kampanyaları başlatıldı. Hatırı sayılır oranda para Filistinliler için havuzda birikmeye başladı.
O paralar Filistinli kardeşlerimize ne şekilde ulaştırıldı bilinmez! Zira yerine ulaştığına dair en ufak bir habere rastlayamadım.
Aynı günlerde irtica konusunda odak olmaktan mahkûm olduğu için hazine yardımından mahrum bırakılan AKP’de seçim kampanyalarını sürdürmekteydi!
Oysa kısa süre sonra asıl bomba patlatılacaktı. Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan Davos zirvesinde “One minute” ile büyük sükse
yapacak ve kontrollü patlatılan bombanın yarım kalan etkisini tamamlayacaktı. Bu olay samimiyetsizliğin alkışlanabildiğine dair ibret verici olay olarak geleceğe not düşülecekti.
Böylece bir taşla kaç kuş vuruldunu saymak neredeyse olanaksız hale gelecekti. Ölen onca Filistinliyi mi saymalıydı, yoksa kendi deyimiyle Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanının siyasi propagandasına artılar ekleyen “One minute” çıkışını mı?
Asıl önemlisi her fırsatta ötelenen ya da hedefi saptırılan Irak’ta ki 1,5 milyon kadın, çocuk, yaşlı sivilin katledilmesinden kaynaklanacak toplumsal tepkinin dindirilmesini mi?
Oysa kız ve erkek çocukların Amerikalı Conilerce tecavüze uğrayarak katledilmesinin Türk toplumu üzerinde ki etkisi bu kadar sığ mı olmalıydı?
Sahi Irak’ta yaşanan tecavüzlerin, insan katliamlarının vicdanlarımızdaki yerini bilen var mı?
Yoksa yine süregelen taktiklerle vicdanlarımızın soğutulması yeterli mi?
İnsanlar her ne kadar psikolojik etki altında kalarak aykırılıkların destekleyicisi konumuna getirilmiş olsalar da, yüreklerinin
derinlerinde bir yerden isyanlarını mutsuzluk olarak yüzlerinden yansıtmaktalar.
Aldatılmış olmanın verdiği güdüsel tepki tüm topluma mutsuzluk şeklinde sirayet etmiş durumda. Toplum adeta barut fıçısı gibi her an patlama noktasında vicdan muhasebesini yapmakla meşgul.
Kişisel olarak en büyük arzum; sorgulayabilen bireylerin toplum içinde ki sayısının artmasıdır.
Ancak o zaman dünya görüşümüzün, hayattan beklentilerimizin farklı olmasının bir önemi kalmaz ve kenetlenmiş olarak
emperyalizme karşı direnişe geçebiliriz.
Ancak o zaman tepkilerimizin zamanlamasını kendimiz belirleyebiliriz.
Gelecek kaygısından uzak mutlu yüzleri ancak o zaman görebiliriz. Ve tebessümler ancak o zaman yerini dalga dalga gülücüğe bırakır, karamsarlık umuda dönüşür.
Tamer Duran
- 14/12/2009 14:23 - Binmişiz Alamete Gidiyoruz Kıyamete!
- 24/08/2009 11:42 - Ayinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz...
- 28/07/2009 23:55 - Çağ Atlıyoruz
- 24/05/2009 17:42 - Bir Musibet Bin Nasihatten Evladır!
- 20/05/2009 13:12 - Ağa der sür dereye, sür dereye!
- 03/05/2009 10:46 - Sokaktaki İnsan Ne Düşünüyor!
- 29/04/2009 16:58 - Güneş Yeniden Doğacak
- 23/04/2009 11:21 - Ergenekon Gölgesinde Vicdan Muhasebesi
- 21/04/2009 00:17 - Sessiz Çığlıkların Bitkin Yansıması
- 23/03/2009 11:00 - Evrim mi Yaratılış mı?
- 28/01/2009 11:31 - Görülmekte Olan Bir Dava ve Toplumdaki Yansımaları!
- 21/01/2009 00:36 - Durmak Yok(!) Yola Devam…

