Sevgi İle Yaşamak

Yazdır PDF
( 5 Votes )

Sıcak bir günün serin bir akşamıydı. Gecenin sessizliğini sadece Ağustos böcekleri bozuyordu. Ay, güzel yüzünü gösteriyordu. Muhteşem görünüşüyle herkesin dikkatini çekmişti. Belki de binlerce göz oraya dikilmişti. Herkes yoğun bir günün yorgunluğunu gideriyordu. Kimi güzel bir tatili nerede geçireceğinin hayalini kuruyor, kimi daha çok para kazanmanın yollarını düşünüyordu. Tüm binaların ve gecekonduların ışıkları yanıyordu.

Dışarıda kimsecikler yoktu. İnsanlar o gecenin sessizliğinde evlerine girerek aynı sonu bekliyorlardı sanki.Gecenin ilerleyen bir saatiydi. Her şey bir anda olmuştu. Birkaç saniyelik sarsıntı ile… AMAN ALLAH’IM! Bu ne büyük felaket! Koca şehir beşik gibi sallanıyor, binalar çöküyor, ağaçlar devriliyor, patlama sesleri ve yangınla yükselen alevler…

 

İnanılmaz şey; gökdelenler bile ters dönüyordu. ANNE! BABA! KIZIM! OĞLUM! NERDESİN! Sesleri, çığlıklar ve iniltiler yankılanıyordu. Sadece evleri değil, dünyaları da yıkılmıştı o insanların. Hayatta kalanların hesapları değişmişti.   Yıkılan evler, yapılan tatil planları, kırılan ve kaybolan eşyaların hesapları yoktu artık. Yakınlarını sağ olarak kurtarmak için çırpınıyorlardı. Bir ses ya da inilti duyanlar, o koca yıkıntıları kaldırmaya çalışıyordu. Kimi, o beton yığınına “KİMSE VAR MII…!!!”  diye bağırarak canlı bir ses duymayı bekliyor,kimisi de bir yakınına ulaşmak için göz yaşlarıyla ıslattığı toprağı eşiyordu. Allah, sağ kalanlara dayanma gücü versin. Yoksa nasıl yaşayacaklar? O büyük felaketin üstünden 3 gün geçmişti. Sıcağın da etkisiyle etrafta dayanılmaz bir koku vardı. Sağ kurtarma ümidi pek kalmamıştı. Ama yine de Allah’tan ümit kesilmezdi. Kurtarma çalışmaları tüm hızıyla sürüyordu. Kurtarma görevlileri:                                                                                                                                                                          - Durun! Bir ses duyuyorum.                                                                   

 – Evet, ben de duydum. Bu bir çocuk sesine benziyor.                                                    

 – İnilti şuradan geliyor. Hemen kazalım.                                                         

– Kazmayı bırakın. Elle kaldırın. Dikkat edin, yukarıdaki parçalar düşebilir.                  

Çalışmaya başladılar. Bir can daha çıkarmak için çırpınıyorlardı. Toz ve toprağın ter’e karışmasıyla yüzlerinde bir çamur tabakası oluşmuştu sanki.20 dakikalık bir çalışmadan sonra yardım bekleyen sese ulaştılar. Aynı yerde yan yana hatta kucak kucağa 5 kişi çıkarıldı. Bunlar anne, baba ve çocuklarıydı. 4’ü yaşamıyordu artık. En küçükleri olan Mustafa ise ölen annesinin kucağından sağ çıkmıştı. Belki de oğlunu kurtarmak için kendini siper etmişti. Hastaneye kaldırıldı. Tedavisi yapıldı. Kısa sürede sağlığına kavuşmuştu. Mustafa 4 yaşındaydı. Her şeyi anlıyor ve biliyordu. Annem, babam, ablalarım nerede? Neden yanımda değiller? Diyordu. Bunların öldüğünü ona söylemeye hangi yürek dayanır? Peki, o nasıl dayanacaktı. Bundan sonra yaşayabilecek miydi küçük Mustafa?Beş kişilik ailenin sağ kalan tek ferdiydi. Bir çocuk yuvasına yerleştirildi. Her şey vardı orada. Güzel giysiler, çeşit çeşit yemekler, rahat bir yatak, temiz bir oda ve oyuncaklar. Küçük Mustafa’nın yaşaması için yeterli miydi bunlar? Hayır, hayır…

Ne sıcak bir yatak, ne elbiseler ne de verilen oyuncaklar onu avutabilirdi. Onun sevgiye ihtiyacı vardı.Mustafa bunlardan biriydi sadece. Dağılan binlerce aile ve yurtlara yerleştirilen binlerce çocuk. Hepsinin acıları yürekleri dağlıyordu. Ayşe ve Fatma ile konuşuyoruz. Durumları pek farklı değil. Ayşe, bir aileden kurtulan tek çocuk; 11 yaşında ve 6.sınıf öğrencisi. Ölen anne, baba ve kardeş acısını atamıyordu yüreğinden. Günler aylar geçiyordu, ama acılar geçmiyordu bir türlü. Bayram günü yaklaşıyordu. Nasıl kutlanacaktı?

Kimlerin elini öpecekti? Yalnızlığının ilk bayramıydı bu. Bayram kartı yazmayı düşündü ölen sevdiklerine tek tek.Annesine yazdığını okumak istermisiniz?  

Canım Annem…                                                                                      

Gözlerimi açarsam bir bayram sabahının aydınlığına, bilmiyorum anne!  Sensizliğin karanlığında kaybolur muyum? Kimse uyandırmasın beni, sensiz sabahları istemiyorum! Küçücük dünyamı ısıtacak güneşimdin anne! Hiç olmazsa bu sabah yalnız benim için doğar mısın yüreğime? Kimse uyandırmasın beni,sensiz bayramları istemiyorum!..Uzat bir zamanlar başımı okşadığın ellerini öpeyim ANNE…  Ayşeciğin    

 Fatma da yurtta kalıyordu. Biricik annesinden uzakta bir anneler günüydü. Annesini unutabilir miydi hiç? İşte tebrik kartına yazdıkları… Belki de sevginin büyüklüğüydü:    

Annelerin en güzeline…

 Yüzünü hep güneşe döndün, gölgeleri hep arkanda bıraktın. Hayalimde görüyorum; gülünce güller açılıyordu yüzünde. Bence o güllere hiç özenme anne, güller seni kıskansın. Biliyor musun? Küçük bir kopyan olmayı hep istiyorum. Hani, çocukların duası kabul olur derler ya!  İşte tek dileğim; senin kadar sevgi dolu olmak. Anneler günün kutlu olsun canım annem…  

 Kızın Fatma 

Bu acıları unutabilmeleri için anne sevgisi kadar bir sevgiye ihtiyaç vardı. Bakıcı anne Zeynep Hanım tüm bunların farkındaydı. Hiç çocukları yoktu. Ne fark eder ki? Yuvadaki bütün çocuklar onun sayılırdı. Bazen çocuklarla çocuk olur oynar, bazen abla olur yol gösterirdi. Bazen öğretmen gibi öğretir, bazen de baba gibi örnek olurdu. Anne şefkati ise her zaman üstündeydi. Ninniler söyler, şarkılar mırıldanır, güzel masallar anlatırdı. Çocukları severek sevgiyi, zaman zaman yaramazlıklarını affederek affetmeyi öğretirdi. Zeynep anne onlar olmadan, onlar da Zeynep annesiz olamazlardı. Hizmet veren başkaları da vardı ama sevgi veren çok azdı. Zeynep annelerin bu tükenmez sevgisi küçük Mustafaları hayata bağlıyordu.Her taraftan yardımlar geldi. Ülkemizden ve başka ülkelerden. Yiyecek, giysi, yatak, battaniye, çadır, konut ve para. Bunların hepsi bir yana, Zeynep annenin verdiği sevgi bir yana…         

 Rümeysa Dolaş                                                   



Benzer Yeni Konular:
Benzer Eski Konular:

Bu yazı 846 kişi tarafından okundu.  
Yazarın Diger Yazıları: Rümeysa Dolaş

Yorumlar  

 
0 #5 Mahmut Balcı 2009-07-11 05:10 Yazıların çok güzel canım başarılarının devamını dilerim.Babana da selam söyle.Mahmut Abi de benim yazılarımı takip ediyormuş de. Alıntı
 
 
0 #4 hakkı bilgiç 2009-07-04 08:21 Büyük yazar Rümeysa
Yazılarını zaman zaman okuyorum, Sevgi ile yaşamak hikayen bir başka mükemmel yazmışsın. Canım annem ile başlayan paragrafda anlatımın harikulade çok duygulandım. Bu hikayeni okumaları için arkadaşlarıma da önereceğim. Allah CC seni işlerinde muvaffak etsin kalemin dert görmesin. Yakınları olmayan çocuklar, özürlüler, yaşlılar ve ihtiyaç sahiplani konu edineceğin yeni hikayelerini bekliyorum. Selamlar.
Alıntı
 
 
0 #3 asi 2009-07-02 04:20 Yazıların çok güzel.Seni tebrik ediyorum.Sana ait olan çizgiyi bozma devam et. Alıntı
 
 
0 #2 Döndü KARABACAK 2009-06-30 05:22 Yazılarını çok beğeniyorum, içten yazıyorsun seni tebrik ederim. başarılarının devamını dilerim. Alıntı
 
 
0 #1 Beytullah Doğan 2009-06-30 05:05 Sevgili Rümeysa yazıların çok başarılı okumaktan çok keyif alıyorum. Bir Adıyamanlı olarak seninle gurur duyuyor başarılarının devamını diliyorum. İnanıyorum ki ileride çok büyük başarılara imza atıcaksın. Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile