Askere uğurladığın günü hatırlıyorum… Oradaki her anne gibi sen de gözü yaşlı umutla bekleyecektin beni. Kolay şey mi, evladını Kafkas cephesine uğurlamak! Giden sağ gelmiyordu ki bu acımasız savaşlardan. Ama bir umut, yine de her annenin yüreğinde, yavrusunun döneceğine dair sönük de olsa bir ışık yanıyordu, tıpkı sende olduğu gibi. Dualarla uğurlanan 90 000 askerin temiz ve samimi arzusu, vatan savunması için çarpışmak ve gerektiğinde gazi ya da şehit olmaktı. Bunun için tırmandık Allahuekber dağlarına hep beraber. İşgalci Rus ordusu ile hesaplaşacaktık. Ne yazık ki birilerinin yanlış planlaması ve basiretsizliği yüzünden Sarıkamış’ta düşman ordusunu bile göremeden çetin kış şartları, açlık ve tifo hastalığı ile savaşıyoruz.
Ah be anne…”küçük kuzum” derdin hep bana… Burayı bir görsen, inan benden çok daha körpe kahramanlar var. Ben senin gözünde küçücük bir kuzuysam, onlar analarının gözünde nedir acaba?
Hatırlar mısın? Vedalaşmadan evvel üşümemem için sımsıkı giydirmiştin beni. Ama burada öyle bir soğuk var ki, katlı giysilerime rağmen vücudumu hissetmez oldum. Dizlerim, kollarım, ayaklarım, buz kesildi sanki. Sesim de kısıldı, tek kelime edemiyorum. Kirpiklerimin buz tuttuğunu görüyorum. Birbirimizden destek alarak ilerliyoruz, ama nereye kadar? Daha tek kurşun bile sıkmadan oracıkta yığılıverdik çoğumuz. Hareket etmeye çalışıyorum. Tetik çekebilmek için kanı donmuş parmaklarımın açılması gerekiyor. Hem biraz ısınırım bu sayede. Ama o kadar soğuk ki, bu mektubu yazarken kalemi tutmakta bile güçlük çekiyorum. Bir yandan da midem karnıma yapışmış açlıktan. İnsan aç olunca daha çok üşür derdin ya, işte şimdi anlıyorum. Çok tatlı bir uyku bastırıyor gözlerimi. Uyursam neler olacağını seziyorum. Bu yüzden, ayakta kalmaya, uyumamaya çalışıyorum. Etrafıma güçlükle göz gezdiriyorum şimdi. Ayakta kalabilen arkadaşım yok. Gördüklerimin yüzlerinde bir tebessüm var ve bir daha uyanmayacak bir uykuya dalmış yatıyorlar. Yavaş yavaş kardan bir yorgan örtüyor o genç bedenleri. Bembeyaz kefen giymişler sanki. Artık dayanamıyorum. Gözlerimin kendiliğinden kapandığını hissediyorum. “Yavrum haydi gel artık” diyen sesinizi duyar gibiyim ama o arkadaşlarıma gitmek zorundayım. Hiç üzülme anne, inan bir damla kanım bile akmadı. Bak, o alçakların mermilerini yemeden de şehit olunabiliyormuş.
Ah be anacığım, mümkün olsa da söylediklerimi duyabilsen, ya da bu yazdıklarım sana ulaşsa. Kim iletir ki bunu? Bu mektubu eline tutuşturup, “Sarıkamış’tan mektup var sana hanım teyze” diyecek bir postacı olsa keşke. Sen de “kuzumdandır, kesin küçük kuzumdan gelmiştir” diyerek heyecanla okusaydın bu satırları… Her şeyi paylaştığımız gibi şu anda hissettiklerimi de paylaşırdık.
Selam eder, ellerinden öperim.
Oğlunuz
SARIKAMIŞ
Benzer Yeni Konular:
- 27/02/2010 13:47 - Fareler ve İnsanlar
- 23/02/2010 19:19 - Ayaşlı ile Kiracıları
- 24/01/2010 11:27 - Çok Sesli Bir Ölüm
- 16/01/2010 12:59 - Kuyucaklı Yusuf
- 09/01/2010 13:29 - Kış
- 02/01/2010 11:33 - Dünya Nimeti
- 29/12/2009 14:23 - Ve O Hiçbir Şey Demedi..
Benzer Eski Konular:
- 12/12/2009 11:00 - Kırık Hayatlar
- 30/11/2009 15:26 - Gazeteci
- 24/10/2009 13:09 - Paslı Tabure
- 22/09/2009 13:18 - Hayaller Gerçek Olsa
- 12/09/2009 13:39 - Yalıda Sabah
- 29/08/2009 13:16 - Cimri
- 03/08/2009 11:13 - Acımak
- 21/07/2009 20:18 - Önlenemeyen Olaylar
- 12/07/2009 12:40 - Memleket Hikayeleri


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.