Annesi, babası acımasızca öldürülür gözlerinin önünde… Ama o, köylerine inen eşkıyanın, ailesini vahşice öldürdüklerini gördüğü halde üzüntüsünü dışarı vurmamaya gayret eder. Küçük yaşına ve kanlı parmağına bakmadan avutmaya çalışır kendini… Yine o zalimler tarafından koparılmış olan parmağını da görmezden gelir Yusuf... Ağlarsa, anne ve babacığının katillerini mutlu edeceğini düşünür, kim bilir belki de bu yüzden küçük yüreğine gömer acısını…
Sabahattin Ali’ye ait bu romanda; olayın geçtiği Kuyucak Köyü’ne gelen kaymakam Selahattin Bey, iki ölünün başucunda bekleyen perişan ve sefil haldeki bu çocuğa acır. Onu, evlatlık edinmeye karar verir. İşe bak, yeni gördüğü ve henüz alışamadığı bu adam onun babası olacak şimdi… Peki, babasının yerini tutabilecek mi hiç tanımadığı bu adam? Şehre ve daha görmediği ailesine uyum sağlayabilecek mi?
Tüm bu soruların cevaplarını yaşadıkça öğrenir Yusuf… Yeni annesi Şahinde ve aralarında pek fazla yaş farkı bulunmayan kardeşi Muazzez ile tanıştırırlar onu… Şahinde, evinde bir köylünün yaşamasını istemediğini kocasına bağıra çağıra söylemekten çekinmez. Yusuf, Salahattin Bey’in bu geveze kadını nasıl çektiğine şaşar. Geldiği yerde kadın kısmının erkeği azarladığını görmediği için annesi olacak bu kadına içten içe kızgınlık duyar, Salahattin Bey’e ise peygamber sabrından dolayı saygısı artar. Kardeşi Muazzez, abisine çabucak alışır. Onunla oyunlar oynamaktan çekinmez. Abisinin sözünden çıkmaz, haylazlık etmez. Babası işe ve annesi gezmeye gittiği zamanlar Muazzez’e bakma görevi Yusuf’a kalır ki bu neredeyse her gün tekrarlanır.
Ne yaparsa yapsın, kimlerle arkadaşlık ederse etsin alışamaz bu şehre ve şehirlilere… Kendini onlardan ayrı tutar ve içine kapanık bir çocuk olarak büyür Yusuf… Geldiğinden beri yalnız kardeşine ısınır. Nedenini bilmez ama Muazzez’de kendinden parçalar bulmaktadır.
…Seneler geçer, ikisi de yetişkin hale gelirler. Yusuf artık okuluna devam etmek istemez. Okumadan da iş sahibi olabileceğini düşünür. Sonuçta geldiği yerde hep böyledir. Babası ve annesi söz dinletemezler; o, bu işi kafasına koymuştur artık. Sonunda istediğini yapar ve okulunu yarıda bırakır. Koskoca kaymakam, oğlunu adam edemeyecek sözleri kasabada olay olur. Ama onun hakkında asıl patlayacak olayların başlangıcı bir bayram gününe rastlar…
Ramazan Bayramı’nın güzel bir gününde Yusuf, Muazzez’i ve arkadaşı Ali’yi alarak salıncakların kurulduğu meydana gider. Orada hiç sevmediği hovarda Şakir ile karşılaşır. Yediği önünde, yemediği arkasında ve tam bir eğlence düşkünü olan Şakir yine zil zurna sarhoştur. Bu sefer fazla ileri giderek Muazzez’e sarkıntılık edince, çevredekiler onu Yusuf’un elinden zor kurtarırlar. İşte o gün Şakir, Yusuf’tan intikamını acı bir şekilde çıkaracağını söyler.
Kaymakam Salahattin Bey, pek ağır olan işini bazı akşamlar arkadaşlarıyla eğlenerek hafifletmeye çalışır. Yine böyle bir akşamda içeri Şakir’in kendisine benzeyen babası Hilmi Bey ve arkadaşı Hacı Etem girer. Eğlenceye kendilerinin de katılmak istediklerini belirterek bu tür şans oyunlarına alışık olmadığını söyleyen kaymakamı kumar oynamaya ikna ederler. Ufak bir para miktarından başlayan oyunda Salahattin Bey kaybeder, bu kendisini daha da hırslandırır. Bir oyun, bir oyun, bir oyun daha derken Hilmi Beylere tam üç yüz yirmi altın borçlanır. “Elimdeki zeytinliği satsam ve bir senelik maaşımı kırdırıp buna ilave etsem yine yetmez, üç yüz yirmi altın bu!” diye yakınır. Bir anlık hata onun ya servetine ya da kızına mâl olacaktır. Karşı tarafın isteği üzerine pişman bir o kadar da çaresiz kalan baba, kızını Şakir ile evlendirmeye karar verir.
Evde bu habere sevinen tek kişi mâlum Şahinde olur. Bulmuş zengin damadı, ona göre daha ötesi var mıdır ki? Yusuf’un ise tek istediği, Muazzez’i o adamın elinden kurtarmaktır. Çevresindekilerden Şakir’in türlü hovardalıklarını duydukça deliye dönen Yusuf, bir akşamüstü derdini anlatıp içini dökmek amacıyla arkadaşı Ali’nin yanına gider. Babasını borçlu etmekten maksatlarını bir bir anlatır ona… Ali, birden Muazzez’i sevdiğini söyler, parayı da kendisinin vereceğini bildirir. Kardeşini Şakir’in elinden kurtarabilmek için her şeyi göze alabilecek duruma gelen Yusuf, bu teklifi kabul eder.
Ali’nin çocukluktan beri kurduğu fakat bir türlü gerçekleşmeyeceğini sandığı hayalidir Muazzez ile evlenmek… Şimdi ise bu fırsat ayağına kadar gelmiştir… Altın kalpli büyükannesinden utana sıkıla üç yüz yirmi altın ister. Küçük bir servet sahibi olan büyükanne de biricik torununu kırmaz. Bundan sonrası Yusuf’un rolüdür, altınları Şakir’e teslim eder. Böylelikle onun Muazzez hakkındaki ümitleri de suya düşer.
Yusuf, bir yandan kardeşinin Ali’ye varacak olmasından da memnun değildir. Çünkü Muazzez’in, Şakir’i de Ali’yi de istemediğini anlar. Son zamanlar kardeşini çok üzgün görmektedir. Onun bu hali, kendisinin de üzülmesine ve içten içe hissettiği suçluluk duygusunun depreşmesine neden olur. Yusuf, beraber büyüdüğü ve kendinden bir şeyler bulduğu bu kıza kalbini kaptırdığının farkında değildir. İçindeki bu istemsiz duygularını silmeye çalıştığı sıralarda bir gün Muazzez ona, kimseye varmak istemediğini, şimdiye kadar yalnızca kendisini sevdiğini söyler… Yusuf onu her şeyden çok sever fakat önlerinde aşılması imkânsız gibi görünen yüksek engeller vardır. Bu, hırsını ve sevgisini daha da artırır. Ama kalbine yerleşen bir mutluluk hissi, şimdi ona erişemeyeceği kadar derin gelir. Kötü bir tesadüf, bu derinliği biraz olsun azaltır. Şakir, Ali’nin Muazzez’i alacağını duyunca her zamanki gibi sarhoş haliyle bir düğün yerinde Ali’yi vurup öldürür. Her ne kadar cinayet işlemiş olsa bile parası bol olduğundan sırtı yere gelmez. Cinayete kaza süsü verilir ve Şakir serbest bırakılır.
Ali’nin ölümü herkesi şokta bırakmakla birlikte Yusuf’u ayrıca düşündürür. Arkadaşının geriye bıraktığı miras belki de kendisinin nasibidir. O, bu düşüncelerle kafasını yorarken Salahattin Beyde kalp hastalığı belirir. Zaten hastalık eskiden beri fark ettirmeden kendini gösteriyordur. Evin babası, kendisinin de beklediği gibi zamanla çökmeye başlar.
Şahinde, gezmelere gitmeye devam eder. Pek sık görüştüğü kişilerden birisi de Şakir’in annesidir. Kaç kere kızını da gittiği yere götürmek istese de Muazzez, annesine her seferinde onların yanına gitmek istemediğini söyler. Gel gör ki Yusuf’un kendisinden kaçmasına artık tahammülü kalmayan Muazzez, bir gün annesine olumlu cevap verir. Evin hizmetçisi ve hizmetçinin kızı Kübra’dan durumu öğrenen Yusuf, yine kendini suçlamaya başlar. Sevdiği kız için bir şeyler yapma zamanının geldiğini düşünür. Yoksa hayatta inandığı tek kişiyi de göz göre göre kaybedecektir. Bu düşüncelerle yola çıkan Yusuf, bir at arabası kiralar. Şakirlerin evinin bahçesinde Muazzez’i görünce gizlice seslenir ve buralardan uzaklaşacaklarını bildirir. Onu kaybetmekten korkan kız ise hiç düşünmeden peşine takılır.
Uzunca bir yol aldıktan sonra geldikleri yerde evlenirler. Böylelikle hayattaki en büyük istekleri gerçekleşmiş olur. O sıralar Muazzez; mutluluktan mı bilinmez, bazen kocasına baktığında ağlar. Onun böyle ağlama hamlelerinden birinde hıçkırıklar arasında Yusuf’a söylediği bir söz delikanlıyı müthiş hüzünlendirir. O gün Muazzez: “ Ben senden korkuyorum Yusuf!” diye mırıldanır. Şimdiye kadar kendisine elini dahi kaldırmayan birinden korkması son derece anlamsız ve kırıcı gelir Yusuf’a…
Çocuklarını aramaktan perişan hale gelen baba, ne yapar eder onların yerini bulur ve şehre dönmelerine ikna eder. Salahattin Bey, Muazzez’i kaçırdığı için Yusuf’a kızmaz, tam tersine kızı için ondan daha cesur ve temiz kalpli birini bulacağına inanmamaktadır. Bu nedenle damadını yanına tahrirat kâtibi olarak işe alır. Bir zamanlar eve yük olduğunu düşünen Yusuf, sonunda bir baltaya sap olabilmenin mutluluğunu yaşar. Bundan böyle rahat ve düzenli bir hayat sürdüreceklerini düşünen çift, aniden alevlenen bir hadiseyle neye uğradıklarını şaşırırlar.
Salahattin Bey’in uzun zamandır var olan kalp hastalığı işi iyice abartır ve onu acı bir ölüme kadar sürükler. Elbette ki sevenlerinin ve yakınlarının bu duruma alışmaları güç olur. Özellikle kızı Muazzez, sokaktan her geçenin ayak sesiyle yerinden hoplar, kapının çalınmasını ve soluk yüzüyle babasının içeri girmesini bekler. Babasının bu denli zamansız gidişini kabullenemez. Yusuf ise bu gibi durumlara önceden alışıktır. Öz babası gibi sevdiği bu adamı kaybedişinin acısını da içine gömer.
Salahattin Bey’in ölümüyle yerine İzzet Bey adında genç bir kaymakam atanır. Şakir ve babası Hilmi Bey ile gayet iyi arkadaşlıkları olan bu adamın kaymakam olması Yusuf’u endişelendirir. Haklı yere endişe duyar çünkü yeni kaymakam Salahattin Bey’in ölümünden istifade ederek Yusuf’u işinden alıkoyar. Yeni bir iş vermeyi de ihmal etmez, onu süvari tahsildarlığına atar. Yusuf’un bu mesleği ailesinden, en önemlisi Muazzez’den çoğunlukla ayrı kalmayı gerektirmektedir. Meslek seçme şansı olmadığını bilen Yusuf istemeye istemeye yeni işini kabul eder.
Muazzez’in, kocasının yokluğuna alışması zaman alır. O döndüğü zaman çocuk gibi sevinir, Yusuf sonraki gün gitmek zorunda kalınca üzüntüsü bu sevincini örter. Sonra da bütün gün evde sıkılıp durur. Şahinde, damadının yokluğunu fırsat bilerek kızını gittiği gezmelere götürmeye başlar. Şakirlerin evi de dâhil olmak üzere kâh oraya kâh buraya gezdirir durur. Hayatta kocasından başka bir beklentisi olmayan zavallı Muazzez, annesinin etkisi ve yönlendirmesiyle kendini büsbütün bırakır ve kimseyi umursamaz hale gelir. İzzet Bey ile Şakir’in amacı da budur zaten… Yusuf’un yokluğunda Şahinde’nin gözünü paraya bulayıp evi eğlence mekânı haline getirirler.
Gurbetten kısa süreliğine yorgun argın dönen Yusuf, evde bir değişiklik olduğunu sezer. Bir süre biricik karısının kendisine böyle yabancı davranmasına akıl sır erdiremez. Orada aklını kaçıracak kadar çok çalışıp, günü geldiğinde evine döneceğinin sevincini yaşayan Yusuf, böyle mutsuz biraz da korkak karşılanmasının nedenini sonradan anlar. Tekrar gitmeyi hiç istemez. Ayakları onu geri geri götürse de vakti geldiğinde karısına veda etmek zorunda olduğunu bilir… Bunun için gitmeden önce Şahinde’yi sıkı sıkı tembihler. “…Eşimi, benim yokluğumda kötü yollara saptıranların kökünü kazırım!” diyerek de tehdit eder.
Görev yerinde günlerini eskisinden daha zor geçirir. Evdeki durumu kabullenemez, kabullenmek de istemez. Zaten gün içinde yeterince yorulan Yusuf, aklına karısının garip ve yabancı tavırlarını getirdikçe çıldıracak gibi olur. Artık Muazzez’den uzakta geçirdiği her gün ona işkence gibi gelmektedir. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Yusuf, gecenin geç vaktinde ani bir kararla atına atlayarak evin yolunu tutar. Atını fazla hızlı sürmüş olacak ki, tahmin edemeyeceği kadar çabuk bir sürede oraya varır.
Karşılaştığı manzara hiç iç açıcı değildir. Ev; Şakir, Hilmi Bey, kaymakam İzzet Bey ve başka adamların da eşliğiyle çalgılı bir eğlence mekânına dönüşmüştür. Yusuf, şaşkınlıkla bakan gözlerin arasından Muazzez’i seçerek yanına alır. Şakir’in elindeki silahı kendisine doğrulttuğunu görünce o da tabancasını çekip birkaç el sıkar. Kurşunlardan biri gaz lambasını kırar ve ortalık karanlığa bürünür. Şimdi kimin nereye ateş ettiği anlaşılmaz. Bu arada kör bir kurşun Yusuf’un omzunu sıyırır. Hemen Muazzez’i alarak atına biner ve olay yerinden uzaklaşır.
Bu çatışmadan kazasız belasız kurtulduğuna ve karısını onların elinden kurtardığına sevinir. Tıpkı bir kahraman edasıyla çok uzaklara kaçırır onu… Herkesten uzakta, mutlu bir hayat sürdüreceklerdir artık… Fakat Şakir’in silahından çıkan ve kendi omzunu sıyırıp geçtiği kurşun Muazzez’e saplanmıştır. Ama Yusuf’a kavuşmuş olmanın verdiği mutluluk hain kurşunun acısını ona hissettirmez bile…
Bir ara dinlenmeye karar verirler, gölgesi serin bir ağacın altında uyuklayacaklardır. Yusuf, oracıkta sabahlar fakat Muazzez aralıksız ve hareketsizce uyumaya devam eder. O ihtimali aklına getirmeye korkar Yusuf… Ama korkunç gerçekten kaçamaz; Muazzez’in ölmüş olduğu gerçeğinden… Yanı başındaki ağacın koca gölgesinin altında sevdiğinin mezarını kazar. Karısını oraya gömmek için hazırlarken mantosunun altına giydiği elbiseyi görür. Onu ilk kaçırdığı gün de bu elbisesi vardır üzerinde… Tek fark şimdikinin kanlara bürünmüş olmasıdır. Karısının bir zamanlar söylediği ama kendisinin bir türlü anlam veremediği şu sözünü şimdi çok iyi anlar; “Yusuf, senden korkuyorum!”…
Sevdiklerini teker teker kaybetmiştir hayatında… Önce anne babası, sonra ikinci babam dediği Salahattin Bey, en son da biricik karısı Muazzez! Kalan son değerlisi de bırakır onu… O; acılara, ölümlere alışıktır artık. Yine içine gömdüğü acısıyla ve biraz da karısına huzurlu bir mezar yapmanın rahatlığıyla başını eğmeden devam eder yoluna Kuyucaklı Yusuf…
Rümeysa Dolaş
- 27/02/2010 13:47 - Fareler ve İnsanlar
- 23/02/2010 19:19 - Ayaşlı ile Kiracıları
- 24/01/2010 11:27 - Çok Sesli Bir Ölüm
- 09/01/2010 13:29 - Kış
- 02/01/2010 11:33 - Dünya Nimeti
- 29/12/2009 14:23 - Ve O Hiçbir Şey Demedi..
- 22/12/2009 23:21 - Sarıkamış'tan Mektup Var
- 12/12/2009 11:00 - Kırık Hayatlar
- 30/11/2009 15:26 - Gazeteci
- 24/10/2009 13:09 - Paslı Tabure
- 22/09/2009 13:18 - Hayaller Gerçek Olsa
- 12/09/2009 13:39 - Yalıda Sabah

