Yazdır
PDF

Işık Araçları Konuşursa

Yazar Rümeysa Dolaş. Posted in Yazarlar - Rumeysa Dolaş

O gün evde herkes çok yoğundu. Akşam olmuştu. Nermin Hanım misafir bekliyordu. Bir yandan temizlik yapıyor diğer yandan gelenlere ne ikram edeceğini düşünüyordu. Terslik işte, o sırada aniden elektrikler kesildi. Tam da misafirler gelmişti. Ampul:
-Tüh, keşke enerjim bitmeseydi. Ne güzel aydınlatıyordum. Karanlıkta kaldı herkes. Faydalı olamıyorum artık. Çok üzgünüm.
Kapı açıldı, Nermin Hanım elinde iki mumla döndü. Mum:
-Oleeey! Benimle aydınlanacaklar. Bundan daha önemli bir görev olamaz. Çevreye ışık saçmak, insanları aydınlatabilmek, ne güzel. ..İnşallah eriyip gitmem.
Nermin Hanımların evinde bu gelişmeler olurken diğer komşularda neler oldu acaba.. Şimdi gelelim Sevgi hanımların evindeki olaya... Elektrikler kesilince onlar da gaz lambası yakmışlardı. Gaz lambası, nam-ı diğer idare lambası aldı sözü:
-Var mı insanları karanlıkta bırakma hakkı? Teknoloji dediler, bizi attılar bir kenara. Şeytan diyor ki aydınlatma, kıymetini bilsinler. Neyse, yine de büyüklük bende kalsın. Alın size istediğiniz ışığı veriyorum işte. Bu iyiliğimi de unutmayın bir daha. Ancak, ben sadece içeriyi aydınlatırım. Çünkü, rüzgar ailesiyle kavgalıyım. Onlar geldiğinde dışarı çıkamam. Oldum olası hoşlanmadım şu karayelden, poyrazdan, yıldızdan, lodostan ve keşişlemeden.  Merak etmeyin, dışarıdaki görevimi de kardeşim fanus tamamlar. O, hiç takmaz  bu şımarıkları. Velhasıl atalarınız iyi tanır bizi, israfı sevmeyiz. Azıcık yakıtla çok iş yaparız.

Elif teyzelerin evinde de arayışlar vardı. Büyükçe balkonları vardı onların. Ay ışığından yararlanıyorlardı. Dolunay:

-Beni iyi tanırsınız, hatta güzellikleri benimle ifade edersiniz. Ay yüzlü, ayın on    dördü gibi... En çok bayan ismi, içinde ay kelimesi geçen isimlerdir. Kızlarına bu ismi koyarlarsa benim gibi güzel olacak zannederler.Yine de tanıtayım kendimi kısaca; geceleri Dünya’yı aydınlatma görevi benimdir. Bu gücü Güneş’ten alırım. Ben her istediğinizde görünmem. Işık verdiğim zaman perdeleri açın ya da balkonda oturun. Kapalı odalarınıza, mutfağınıza girmemi beklemeyin. Benden yararlanmayı öğrenin.

Elif teyzenin çocukları, Dolunay’ın girmediği karanlık odalarda, elindeki fener ile oyuncaklarını arıyorlardı.

Fener:

- Allah Allah nerede bu araba yahu? Çok yanmaktan pilim bitecek. Ben diğer ışık araçlarından çok daha farklıyım. Sadece belli bir bölgeyi aydınlatma gibi bir kıskançlığım yok. Her yere girerim. İnsanlar beni rahat taşırlar, diledikleri yere götürürler. Tanırsınız ailemizi ama yine de söylemekte fayda var. İnsanlara yol gösteririz hepimiz. Araba farları abilerim olur. Dünyayı gezerler arslanlar gibi. Karanlıklar vız gelir onlara.  Abilerim olmasa kimse karanlıkta gidemez bir yere. Trafik lambaları da ablalarımdır. Onlar gezip tozmazlar. Yerinde ağırdırlar. Bakmayın öyle süslü püslü giyinişlerine ve makyajlarına.  Gündüzleri bile ablalarım yönlendirir trafiği. Yoksa birbirlerine düşerler kan revan içinde. Sokak lambaları da kuzenlerim olur. Aslında bunlar da aydınlık saçar çevreye, insanlara rehber olurlar. Kötü değiller ama sokak lambası demişler bir kere. Adın çıkacağına canın çıksın derler ya!...İşte öyle bir şey.

İdare lambası, mum ve el feneri çok mutluydular çünkü insanları aydınlatma gibi kutsal bir görevi yerine getiriyorlardı. “İyi ki elektrikler kesilmiş, şimdi görev bizde!” diyorlardı. Sonra üçü kendi aralarında “Ben daha önemli bir ışık aracıyım!” diyerek tartışmaya başladılar. Aslında idare lambası ile mum kardeştir. Niye tartışırlar ki? O sırada elektrikler geldi. Ev sahipleri hemen mumları, idare lambalarını ve el fenerlerini kaldırdı. Ampul yine görevdeydi ve çok mutluydu. Fakat sadece geceleri... Çünkü sabah olunca kendisine hiç ihtiyaç duyulmuyordu.

Işık araçlarından her birinin ışığı farklı olabiliyor:

Şafakla beraber güneşin yaydığı ışık, gecenin karanlığında yıldızların ve ayın verdiği ışık, ampulun ışığı, fenerin ve sokak lambalarının saçtığı ışık, idare lambası ve mum ışığı, havai fişek ve şimşeğin parıltısı hiç aynı olur mu? Faydaları ise saymakla bitmez. Çiçeğin sarısı, denizin mavisi, ormanın yeşili, suyun berraklığı, karın beyazlğı ışıkla görülür. Her şey ışıkla güzel. Bu ışık araçları cümbüşünde yazmak da güzel elbette.

Sabah olunca, tüm ışık araçları bir araya geldi. Her biri akşam verdikleri ışığı örnek gösterdiler ve insanlara daha yararlı olduklarını kıyasıya tartıştılar.

Dolunay:

-Güneş doğmadan ben doğmuş olacağım. Aydınlığa yıldızları arkama alarak koşacağım. Yüzümü göstereceğim herkese. Güzel ve geniş bir ailenin güzeller güzeli olduğumu görecekler. Hey!...Trafik lambası, kendini güzel sanan süslü boyama!... Sana söylüyorum. Şu ortalıkta dolanan farlar var ya! İşte o kardeşlerine söyle, akıllarını başlarına alsınlar. Benimle yarışmasınlar. Sokak lambaları kuzenlerinizdi sanıyorum, onların da kulaklarını çek, haddini bilsinler. Sakın kimseye güvenip bize diklenmeyin.  Biz çok kalabalığız. Her biri bir yıldız olan akrabalarımı saymaya nefesiniz yetmez. Bak! İdare lambası, fanus ve mum ne güzel haddini biliyor. İçeri kapanmış uslu uslu oturuyorlar.

Trafik lambası:

-Bana bak, kibarlık budalası! Kime süslü bamya diyorsun? Ben eğitim veriyorum. En iyi şekilde giyiniyorum.Güzelliğim de tartışılmaz, alımlı ve bakımlıyım. Rengarenk elbiselerim var. Senin NU halinle yaptığın gibi güzelliğimi dillere destan etmiyorum ya. Bu eğitim ve rehberliğim olmazsa, kardeşlerim ortalığı birbirine katar. Sevdikleriniz kan revan içinde kalır. O güzelliğinize hayran olan dostlarınız sokak lambalarının da gazabına uğrayabilir. Geçen gün kardeşlerim FARuk,FARah ve FARis geldiler. Abla,var mı rahatsıs eden, icabına bakalım? dediler. Olmaz öyle şey, sakın yoldan çıkmayın dedim.Senin ailen geniş de benimki dar mı zannediyorsun? Unutma ki bütün yeryüzüne dağılmış durumdayız.

İdare lambası:

-İnsanlar okumayı yazmayı ailemin dizinin dibinde öğrendi. Masal anlatıp, çocuklarını uyutmayı da. Çok vefalı bir aileyiz. Şu Dolunay’ın söylediği lafa bak. Aklınca küçümsüyor bizi... Haddimizi biliyormuşuz. İçeri kapanmışız. Sen kendine bak. Ne zannediyorsun kendini, kirli kara bir bulut bile yüzünü karartabiliyor. Git onunla uğraşsana... Fener ailesi de bir başka alem. Biz insanları aydınlatıyoruz. Sizin gibi gezip tozmakla işimiz yok. Kuytu sokaklarda da işimiz olmaz. Hele herkesin önünde makyaj yapıp süslenmeye hiç ihtiyacımız yok. İnsanlar sokakta mı yiyip içiyor. Yoksa koşarak mı besleniyorlar. Caddelerde mi yatıyorlar acaba? Oralarda ne işimiz olabilir? Şu ampule de akıl erdiremiyorum. Kızınca sigortası atıyor. Herkesi karanlıkta bırakıyor. Sen bu hakkı nereden alıyorsun be!

Ampul:

-Hani bir söz vardır: “Kuru fasulye de kendini nimetten sanıyor” diye. Senin ailen bizimle yarışacak durumda mı? Gaza geliyorsun gaza. Kardeşiniz mum, dibini bile aydınlatamıyor. Sinirlenince belki sigortası atmıyor ama eriyip gidiyor. Fanus’un ise kimse yüzüne bakmıyor. Sana gelince, adı üstünde İdare Lambası başka bir deyişle gaz lambası... Şimdilik kısa bir müddet bununla idare edelim diyorlar. Sizi muhatap bile almak istemiyorum. Korkaksınız çünkü. Karayel’ in korkusundan, bırakın dışarı çıkmayı, kapı ve pencereleri kapatıyorsunuz. Anahtar deliğinden bakmaya bile cesaretiniz yok.

Güneş onlara gülümsedi;

-Arkadaşlar!  Birbirinizi kırmaya gerek yok. Hepiniz de çok önemlisiniz. Dün elektrikler kesilmişti. Eğer siz olmasaydınız karanlıkta kalacaklardı. Ama beni unuttunuz. Biliyorsunuz en büyük ışık ve ısı kaynağı benim.

Hepinize bol ışıklar dileğiyle...                                                                                                            



Rümeysa Dolaş  



Yorum ekle