Dünya Nimeti

Yazdır PDF

Issız toprakların ücra köşelerinde, bomboş kurak bir arazinin öyküsü anlatılır Knut Hamsun’a ait bu romanda… Kimse istemez bu verimsiz, köyden uzak topraklara yerleşmeyi. Göçmen İsak, kendine yer yurt arar, bu arazinin yanından geçerken tam da aradığı gibi bir yer bulduğunu düşünür. Toprağının taşlı oluşuna, bataklığına, ıssızlığına bakmadan yerleşir buraya. Ağaçları keserek, odunlarla küçük bir barınak yapar kendine. Bu barınağı büyütmek, ev haline getirmek, şimdiki hedeflerinden biridir. İsak, bu bölgeyi çalışarak düzene sokmak için planlar yapar. Her gün düzenli olarak ağaç kesmeye gider, köklerini söker, toprağın taşını ayıklar. Bataklıklardan geçerek ormana giren uzun patikayı bile o açmıştır. Çünkü köyden uzak bu yere gelen ilk insan odur. Ağaçlardan koca koca tekneler yapar, bunları şehre götürüp satar. Karşılığında küçükbaş hayvanlar alır.


Artık hem hayvanlara bakmak, hem toprakla ilgilenmek, hem de ağaç budamak İsak’a zor gelir. Bunların hepsine tek başına yetişemez. Ona yardım edecek, yoldaşlık yapacak bir kadın bulmak için köye haber verir. Birkaç gün sonra İnger adında bir kız gelir yerleşir bu ıssız topraklara. İnger ne güzel, ne de çirkindir. Sadece ağzının tavşan dudak oluşu dikkat çeker. Zaten İsak da öyle çok dikkat çeken bir tip değildir. Kısa boylu, şişman, kızılca, somurtkan suratlı bir adamdır. Beraber bu işlerin üstesinden gelmeye çalışırlar. İnger yemeğini yapıp keçilere bakar, İsak da toprak işleriyle ilgilenir. İnger her zaman kocasına moral verici sözler söyleyip, ona destek olur. Odunları keserken bu gücü nereden bulduğunu sorup, İsak’ı gururlandırır.

Yıllar geçer, bu çiftin çocukları olur Eleseus ve Sivert adında. Bu çocuklar topraklarını daha da bereketlendirir sanki… İnger, köyden gelmiştir ama burada mutludur, burası artık onların evidir. Köyde bıraktığı inek ve koyunlarını almak için evinden uzaklaşır. İsak bunları da kendi hayvanlarının arasına katarak sürüyü bereketlendirir.

İnger’in Oline adında bir akrabası vardır. Arada bir ziyaretlerine gelen tek kişi de odur aslında. Oline, günden güne gelişen bu evi, tarlaları gördükçe imrenir ve İnger hamileyken ona tavşan yollar. Bu durum karnındaki bebeğin tavşan dudaklı olmasına neden olur. İnger ise çocuk doğar doğmaz, onu gizlice boğarak öldürür. Kendisi de tavşan dudaklı olduğundan hayatı boyunca bunun zorluğunu çekmiştir. Çocuğunun bunları yaşamaması için yapmıştır bu cahilliği… Bu yaptığı çok geçmeden duyulur Oline sayesinde. İnger’e iki yıl kadar hapis cezası verilir. Bu iki yılda İsak göçmen evindeki işlerine devam eder. İki oğlu da elleri iş görecek kadar büyümüştür artık. Babalarına yardım edip, hep beraber bu işlerin üstesinden gelmeye çalışırlar. İnger ise hapishaneye girdiğinde karnında bebeği vardır. Bu bebeği orada doğurur. Güzel, sağlıklı bir kız çocuğu… İnger şimdi kendini geliştirip, dikiş-nakış dersleri alır hapishanede. Ayrıca ağzından ameliyat da olur. Artık tavşan dudak değildir.
Zaman böyle geçerken iki yılı doldururlar, İnger’in tahliye günü gelir çatar. İsak, onu almak için şehre gider ve karısının yeni hali onu şoka uğratır. Çok güzelleşmiştir ayrıca bakımlıdır İnger... Yanında da minik kızları vardır. Hep beraber göçmen evine dönerler.
Bir gün buraya devletten adamlar gelip tapularını ve boş arazinin kendilerinin üzerine olup olmadığını sorar. İsak belli bir sınır çizip buranın parasını ödemek zorunda kalır ve bu bölgeye Sellanraa ismi verilir. Sellanraa, artık onların yuvalarıdır. Geçimlerini rahatça sağlarlar ve çocuklarıyla mutlu bir yaşam sürdürürler. Eleseus ve Sivert da onlara yardımcı olur. Ama İnger şehre gidip geldikten sonra değişmiştir. Bir dikiş makinesi aldırmış, kendi başına para kazanmak için köyden gelen kadınların elbiselerini dikmektedir. İsak ise her gün odun kesmekten yorulup bitkin düşer. Ayrıca İnger, İsak’a artık eskisi kadar moral de veremez. Tüm bunların yanında bir de çocuklara bakması için hizmetçi bir kadın bile istemiştir. İsak tüm bu olanlara şaşırır, karısının bu kadar değişmesine anlam veremez. Neyse ki zaman bunu da düzeltir. Gerek İsak’ın sert davranışı, gerekse İnger’in evine bağlılığı bu isteklerini gölgede bırakır. Bu ailenin iki kızı daha olmuştur. İnger zaman zaman öldürdüğü bebeğini hatırlayıp pişmanlık duyar. Ama artık çok geçtir…

Bu süreçte çocuklar büyür. Eleseus, köylerine gelen bir mühendisin yanında çalışmak için şehre gider, Sivert ise babasına köy işlerinde yardımcı olur. Eleseus’un eli kaleme yatkındır. O hep okumak istemiştir ama kardeşlerinden hiçbirinin böyle bir hayali yoktur.

İsak kendi bölgesinde olan bir tepeyi satar, buradan büyük paralar kazanıp oğlu Eleseus’a yollar. O ise Storbog’da bir dükkân açarak işletiyordur ama hayatından memnun değildir. Amacı Amerika’ya gitmektir. Bu amacını gerçekleştirir, bir daha haber alınamaz ondan… Sivert ise arkadaşlarıyla beraber ticaret işine atılmıştır. İnger ile İsak’ın bir şeye ihtiyaçları yoktur. Ekin biçme makineleri, ekin tarakları, maden ocakları, bakır tepeleri vardır onların.
Sellanraa’daki bu huzuru o göçmen adamın ilk günden hayal etmesi bile imkânsızdı. İnger’in de desteğiyle burayı muhteşem bir köy haline getirmişlerdi. Bu çorak toprakların altında gizlice yatan bereketi çıkarmıştı İsak’ın umudu ve azmi…
Rümeysa DOLAŞ



( 9 Votes )

Benzer Yeni Konular:
Benzer Eski Konular:

Bu yazı 613 kişi tarafından okundu.  
Yazarın Diger Yazıları: Rümeysa Dolaş

Yorumlar  

 
0 #1 sena 2010-04-26 00:02 çok güsel. tebrikler küççük yazar Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile