Bugün yine üzerime dökülen ferahlatıcı suyun etkisiyle uyandım. Hüzünlü gözleriyle bize bakan bahçıvanın “Bu sizi son sulayışım” dediğini gözlerinden okuyordum.
Nedeni çok acı ve bir o kadar da korkunçtu biz canlılar için. Küresel ısınma… Yukarıya baktığımda güneşin o kızgın ve alev gibi ışınları sanki acımasızca saldırıyordu üstüme, üstüme… Sadece ben miydim etkilenen?Toprağa kök salarak iç içe girmiş şekilde serpilen ayrık otları ve bahçeyi süsleyen o yemyeşil çimenler de renk değiştirmişti kısa zamanda. Yeşilden sarıya doğru… Belki de güneş kendi rengini vermek istemişti yeşil doğaya… Her şey mateme boğulmuş ağlıyordu; Kırmızı ve mor menekşeler, en güzel doğal parfüm olan hoş kokulu güller ve nergisler, duvarları süsleyen sarmaşıklar, muhteşem duruşuyla çevreye ayrı bir güzellik katan o koca ağaçların üzerinde taşıdığı narin yapraklar, çiçekler, meyveler ve diğerleri.
Hüzünlenmişti bütün canlılar sanki…Nerede o sevinçten patlayan tomurcuklar, gülen çiçekler, dolgun başaklar, sulu armutlar, kirazlar, elmalar, şeftaliler ve erikler? Artık hepimiz boynumuzu bükmüş, teslim olmuştuk şu karşı konulmaz sıcaklığa. Toprak, sinirinden çatlamış, şırıl şırıl akan dereler, doğal şelaleler, coşan çağlayanlar sessizliğe bürünmüş, şakıyan kuşlar dillerini yutmuştu sanki… Cıvıl, cıvıl çocuklar sıcağın etkisiyle evlerine kapanmıştı. Neşesi kalmamıştı artık parkların.İnsanlar neden bu kadar duyarsız olabiliyor? Anlayamıyorum…
Fabrika yapar, bacalarına filtre takmazlar, kışın ısınmak için fosil yakıtlar yakarak kapkara dumanların yayılmasına önlem almazlar. Oksijen kaynağı, yeryüzünün akciğeri olan orman yangınlarına seyirci kalırlar. Böylece atmosferdeki oksijeni azaltıp karbondioksit yayarak küresel ısınmaya sebep olurlar. Her şey benim için deyip kaynakları savurarak israftan kaçınmazlar. Çevre temizliğini önemsemez, kurallara uymazlar. Sonunda bizim gibi kendilerinin de etkileneceğini bilmezler mi dersiniz? Bunları düşünürken yaşlı bahçıvanın bana doğru gelmekte olduğunu gördüm. Sağımda duran ulu çınarın gölgesinde, ağacın dallarına kurulan hamağa elindeki minderi koydu ve biraz dinlenmeye karar verdi.
Çaresiz gözlerle bize bakıyordu, can çekişen bu manzaraya…
“Ah, küresel ısınma dedikleri felaket bu işte, insanın kendi eliyle sonunu hazırlaması…” diye bir şeyler mırıldandığını duyuyordum.
— Ah benim papatyalarım, güzel çiçeklerim, kaldırın boynunuzu. Küsmeyin bana öyle ama. Elimden bir şey gelse durur muyum hiç?Dedikten sonra titrek ellerini bize doğru yaklaştırdı. Başparmağını bana doğru uzattı, hafifçe boynumu kaldırdı. Gözlerinden süzülen yaşlar toprağımı sulamaya yetmiyordu.
Parmağını üzerimden çekince boynum tekrar düşmüştü. Karşı koyamıyordum bu susuzluğa ve sıcağa. Öyle çok bunalmıştım ki dayanacak gücüm kalmamıştı artık… Ne kadar da zormuş dimdik durabilmek… Güneş rengini veriyordu bana gizlice, yavaş, yavaş. Anlamıştım, dayanamıyordum daha fazla… Ben ölüyordum… Rümeysa Dolaş
- 24/10/2009 13:09 - Paslı Tabure
- 22/09/2009 13:18 - Hayaller Gerçek Olsa
- 12/09/2009 13:39 - Yalıda Sabah
- 29/08/2009 13:16 - Cimri
- 03/08/2009 11:13 - Acımak
- 21/07/2009 20:18 - Önlenemeyen Olaylar
- 12/07/2009 12:40 - Memleket Hikayeleri
- 29/06/2009 07:06 - Sevgi İle Yaşamak
- 23/06/2009 22:37 - Açlık
- 04/06/2009 07:07 - Yeraltından Notlar
- 27/05/2009 09:43 - Uçurtmaların Pilotu
- 21/05/2009 07:01 - Tolstoy'dan Üç Ögüt
- 14/05/2009 07:11 - İki İhtiyar
- 06/05/2009 07:11 - Efendi ile Uşak
- 01/05/2009 07:57 - Ormanda Bir Piknik
- 22/04/2009 19:36 - Çocuk Olmak İstiyorum!
- 19/04/2009 20:52 - Sevgili Peygamberim
- 17/04/2009 07:12 - Toprak Ana


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.