Edep Ya hu!

Yazdır PDF
( 0 Votes )
Ehl-i irfân arasında aradım kıldım talep
Her hüner makbûl imiş, illâ edep, illâ edep
Laedrîa

Gelişen teknolojiyle birlikte değişen dünya ahvâli, gün geçtikçe kararıyor. Bunda teknolojinin suçu yok elbette... Suç onu yanlış kullananların. Tıpkı çağdaşlığı açılıp saçılmakla tanımlayan akla zarar zihniyetler gibi...Zaten ne geliyorsa başımıza, kavramların içi boşaltılıp, yerine samandan tanımlar koyulmasından değil mi ?

İnternet artık ulaşılması zor bir yer değil. Okullarda bile internetten ödev verme dönemi başlamış. Çocukların zararsız bir teknolojiyle tanışmaları tabi ki kötü değil. Bilgiye ulaşıp , onu kullanmayı başarmaları tasvip edilir, desteklenebilir.Ama onlara temiz bir mekân sunmak lazım. Ve bu da maalesef  şuan mevcut değil. Neden mi ? Aşağı yukarı girdiğimiz her  sitede karşımıza çıkan ahlâksız reklamlar ...

Edep dışı teşhir edilen bayanlar, arkadaşlık(!) siteleri... “Hangi akla hizmet , Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyor. Bu ne cüret!” diye düşünürken aslında cevabın çok da zor olmadığını anlıyorum. Bunun adı çağdaşlık. Dileyen dilediğini dilediği şekilde yapsın... Ne kadar açılırsan o kadar çağdaşsın ‘fasa fiso’ları küçük yaşta çocuklara empoze ediliyor. Yenileşmenin kısalan etek boylarına , gayrî ahlaki tavır ve konuşmalara bağlı geliştiğini düşünen gençlik, sınır aşmanın tüm evrelerini uygular hale geliyor. Sonra... ? Sonrası ortada... Toplumda artan suç oranları... “Ahlakın olmadığı yerde kanun bir şey yapamaz.” (Napoleon)

Oysa biz, İslâm ahlâkıyla çağlara , kıtalara hükmetmiş bir ecdadın torunuyuz.Ve bugün geldiğimiz nokta ne vâhim! Bakın Edmondo da Amicis, Constantinopoli adlı eserinde:"Paşasından sokak satıcısına kadar istisnasız her Türkte vakar, ağırbaşlılık ve asillik ihtişamı vardır. Hepsi, derece farkları olmasına rağmen, aynı terbiyeyle yetişmişlerdir. Kıyafetleri farklı olmasa, İstanbul'da bir başka tabakanın olduğu belli değildir... İstanbul'un Türk halkı, Avrupa'nın en nazik ve kibar cemaatidir. En ıssız sokaklarda bile, bir yabancı için küçük bir hakarete uğrama tehlikesi yoktur. Namaz kılınırken bile bir Hristiyan camiye girip, Müslüman ibadetini seyredebilir. Size bakmazlar bile, küstahça bir bakış değil, sizinle ilgilenen mütecessis bir nazar dahî göremezsiniz. Kahkaha ve kadın sesi duyamazsınız. Fuhuşla ilgili en küçük bir olaya şahit olmak imkân dışıdır. Sokaklarda bir yerde birikmek, yolu tıkamak, yüksek sesle konuşmak, çarşıda bir dükkânı lüzumundan fazla işgal etmek, ayıp sayılır..." demektedir.

Sokağa çıktığınızda, kızlı-erkekli gençlerin birbirlerine lüzumsuz sulu şakalar yaptığına, kahkahalarla gürültü çıkardıklarına,edepsizce yayvan bir ağızla konuştuklarına ,hatta ağza alınmayacak küfürleri rahatlıkla söylediklerine şahit olmuşsunuzdur.Mahallenizde oynayan çocuklarında aynı şekilde küfürleştiğini ve en ufak bir şeyde tekme tokatla (son dönemlerde bıçak ve silah) birbirlerine mukabele ettiğini görmüşsünüzdür.

Kadını cinsel bir meta haline sokan ,özgürlük adı altında –kabak çiçeği gibi- açtıran yeni dünya düzeni; annelik müessesesini de aşağılamış, çalışmayan kadına câhil gözüyle baktırmış, ev hanımı olmayı ve çocuklarını yetiştirmeyi yermiştir. Ve yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz gençlik başıboş, anne terbiyesinden uzak yetişmeye mahkûm edilmiştir.

Tarihe iz bırakan şahsiyetlerin, nasıl bir anne terbiyesi, disipliniyle yetiştirildiği göz önüne alındığında ; “Bir erkeği eğitirseniz, tek bir insanı eğitmiş olursunuz. Bir kadını eğitirseniz, bütün bir aileyi eğitmiş olursunuz.”(Charles İver) sözü daha net görülüyor. Aileler düzgün olunca, toplumda düzeliyor. Baba çalışıyor, anne çalışıyor,çocuk erken yaşta bakıcı ya da kreşlerde...Akşam eve gelen yorgun anne-babalar , birkaç saatte çocuğa ne öğretebilir ki ?Bir toplumu yıkmak için önce aile bireylerini birbirinden koparmak yetiyor.Bunun en iyi örneği batı medeniyeti... Suç oranlarının tavan yaptığı bir toplumda huzurdan bahsetmek, abesle iştigaldir. 

Milli şairimiz Mehmet Akif’in;“Ne hüsrandır ki kızarmak bilmiyor çehren,Bırak tahsili evladım, sen önce haya öğren..."  mısralarında bahsettiği gibi ilimden önce edep gereklidir.Edebi bilmeyen biri tonlarca kitap okusa, sayısız diploma alsa ne fayda! Sorumluluğunun, kendi acizliğinin ve “Mutlak Varlığın” farkında olmayan, bu gezegene öylesine fırlatılmış gibi başıboş dolaşan(!),doğru ve yanlışın ayrımını yapamayan  bir neslin yetişmesine çanak tutanlar ,bunun hesabını elbet bir gün vereceklerdir.

Sözün özü ; “Memleketler parasızlıktan değil, ahlâksızlıktan çökerler.” (Çiçero) Ülkenin gidişatını beğenmeyenler sorunu yanlış yerde arıyor. Yenilik ahlâksızlığa göz yummak değil, sağlam bireyler yetiştirip ülkenin maddi manevi kalkınmasını sağlamaktır.  Çağ kapatıp, çağ açan Fatih’in torunları, bugün ilimde kendini geliştireceğine, boş safsatalara kafa yoruyor. Sonuç ortada ; olduğu yerde sayan ( hatta daha da gerileyen), kaosa sürüklenen bir ülke !

Peki bu ahvâl nasıl düzelir?

Herkes kapısının önünü süpürürse çevre kirliliği diye bir şey kalmaz.Yani her aile kendi evlatlarını düzgün yetiştirmeli.Din olmayan yerde ahlâkta olmaz. Allah’ın her an ve her yerde kendisini gördüğünü bilen ve Rabbinden utanan, O’nun ve kullarının hoşnut olmayacağı davranışlardan kaçınır. Eliyle diliyle insanlara güven verir. Rabbini bilmeyen haddini de bilmez. Ahlâkıyla dünyâya örnek olan ecdadın torunlarıyız. Özümüze döndüğümüz ve kendimize geldiğimiz gün bu ahvâlde düzelecektir. Yahya Kemal Beyatlı’nın söylediği gibi;

“Eski Türklerin bir dini hayatları vardı,dini hayatları olduğu içinde çok şeyleri vardı;Yeni Türklerinde dini hayatları olduğunda çok şeyleri olacak.”

İnşâ-Allah...

Nurcan Avcı


Bu yazı 241 kişi tarafından okundu.  
Yazarın Diger Yazıları: Nurcan Avcı

Yorumlar  

 
0 #1 Züleyha Özbay Bilgiç 2009-06-04 13:56 anlam dolu kaleminlden daha nicelerini okumak ümidi ile dergimize hoşgeldin nurcan ..selam ve sevgilerimle Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile