Masamım başındayım, ne yazsam diyorum ne yazsam, nasıl anlatsam şairler sultanını? Onu anlatmak kolay mı? Hangi babayiğidin harcıdır onu tam anlata bilmek?
Kaç kişi anlamıştır ki üstadı? Beyni fikirlerle, hayatı mücadele ile yoğrulmuş, tek davası Allah’ı aramak olan bir adam.
Otuz yaşına kadar yaşadığı hayatı hayat saymayan, benim hayatım onu tanımakla başladı diyen ve tam anlamıyla kendini mukaddes davasına vakfetmiş bir sultan.
Yaşarken mücadelesinden dolayı, hapislerde yatmış, ama ülkesine ve milletine asla küsmemiş, beklenen gün bir gün gelecek düşüncesiyle, kendini değil ülkesinin ve milletinin geleceğini düşünerek kendisini ülkesi ve milleti için feda etmiş, mücadelesine son sürat devam etmiş bir dava adamı.
Üstat bir çile yolcusuydu, o biliyordu davasının garip ama en ulvi dava olduğunu, bundan dolayı davası için dağları devirecek bir iradeye sahipti. O kendisini Sakarya ile özdeşleştiriyor ve mısralara şöyle döküyordu;
Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..
O kalbine yüklediği davanın nasıl bir dava olduğunu bilen, onun için mücadelesinden asla vazgeçmeyen bir şair’di.
Çünkü şunu biliyordu ki kalbi ölen bir insanın yaşama şansı yoktur.
Üstat, bugün bizler senin yazdığın o eşsiz eserleri okuyarak, senin hayat mücadeleni dinleyerek büyüyoruz. Ve seni görememenin hüznünü de kalbimizde hep taze tutuyoruz.
Hangi insan iradesi böyle bir mücadeleye dayana bilir ki, hangi insan ölümünde de meydanları doldura bilir ki? Üstadın çileyle yoğrulmuş hayat mücadelesinden sonra onu vefat ettikten sonrada herkes hatırladı.
Çünkü o ve onun gibiler bu ülkenin ışıklarıydılar.onları söndürmek için hapislere atanlar, küf kokan duvarlar arasına mahkum edenleri tarih bugün en ağır şekilde yargılamaktadır. Bir ülke düşünün ki kendi içinden çıkmış dehaları yok etmek için cezalandırıyor. Hem de fikir suçlusu olarak. Necip Fazıl Kısakürek bu ülkede çile çeken fikir ışıklarından sadece biri, ya diğerleri, ülkelerinden sürgün edilenler, onlar ne istiyorlardı ki? İstedikleri tek şey;” Daha iyi bir Türkiye” ama suçluydular işte, çünkü düşünüyorlardı. Şimdi bu ışıklar bu alemden ebedi aleme göçtüler, onlar bu dünya denen handa yoklar ama yaktıkları ışıklar hala bu hanın duvarlarında yanmaya devam ediyor. Yazımı bitirmeden önce son sözü yine üstat Necip Fazıl Kısakürek söylesin;
''Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber;
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
Öleceğiz,öleceğiz;müjdeler olsun.
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun.''
Üstat seni vefatının yirmi altıncı yılında rahmetle anıyoruz, mekanın cennet, ruhun şad olsun.

