Yabancı gazeteciler İstanbul'a hayran

Yazdır PDF
( 0 Votes )

İstanbul kimine göre taşı toprağı altın, kimine göre ise en pahalı şehir. Hatta öyle bir şehir ki onu fethetmek uğruna ne canlar feda edilmiş. Bu şehir için şiirler yazılmış, filmler yapılmış. Biz Türkler için bu kent günlük koşturmacanın arasında kaybolup gitse de duruma bakılırsa yabancı gazeteciler için pek de öyle olmamış
SEVİL KUZU


İstanbul Kız Kulesi, Boğazı, yüzyıllık tarihi yapıları ve saymakla bitmeyecek birçok özelliğiyle yerli yabancı herkesi büyülüyor. Çağlar boyunca yazarlara, şairlere ilham veren bu kent kimi zaman Necip Fazıl Kısakürek'in 'Canım İstanbul'u oldu. Kimi zaman da Sezai Karakoç'un “Alınyazı Saati” şiirindeki uzun mısraların mimarı. Şüphesiz her İstanbullunun kendine has 'İstanbul tanımı', bu kentte sevdiği semtleri vardır. Ama en ilginci belki de İstanbul'u bir de yabancılardan dinlemek olur. Yabancı dediğimize bakmayın, aslında onlar bizlerden daha İstanbullu. Doğma büyüme buralı olmasalar da vatanlarından kopup gelen farklı kültürlere sahip yabancı gazetecilerin her biri Seyyar Kitap'ta yazdığı makalelerde bu kente ne kadar hayran olduklarını yazmışlar. Biz İstanbulluların şikayetçi olduğu yoğun nüfus, yaşam pahalılığı elbette ki onların da dikkatini çekiyor ama onlar yine de İstanbul'a toz kondurmuyor.
Amer Lafi Filistinli bir gazeteci. 15 yıldır Türkiye'de yaşayan Lafi, Tıp Fakültesi'nde okurken gazeteciliğe başlamış. İstanbul'da en çok Boğaz manzarasını sevdiğini söyleyen Lafi, “Boğaz manzarası beni esir aldı” diyerek İstanbul'a olan hayranlığını tek cümleyle anlatıyor.

 


ORADAN ORAYA KOŞUŞTURAN İNSANLAR

Konu gazeteciler olunca İstanbul her şeyiyle haber olmaya hazır bir malzeme olmalı ki Gazeteci Lafi'nin de buraya geldiğinde ilk işi Topkapı Sarayı'ndan Ayasofya Müzesi'ne, Sultanahmet'ine kadar bu kentin her bir karışını haber yapmak olmuş. Amer Lafi, İstanbul hakkındaki ilk izlenimlerini şöyle anlatıyor:” İstanbul caddelerine ilk adımımı attığımda, İstanbulluların aceleyle bir yerlerden gelip yine aynı telaşla bilmediğim başka yerlere gitmek için şaşırtıcı bir çabuklukla hareket ettiğini görmekti beni şaşırtan. Bu kadar acelenin neden olduğunu anlayamamıştım. Ailem Duabi'de yaşıyor, orada böyle bir yoğunluk ve koşuşturmaya şahit olamazsınız.”


İLK SORU “NERELİSİNİZ?”

Gazeteci Lafi, İstanbul'da bulunalı çok uzun süre olmamasına rağmen Türk kültürünü kısa sürede benimsemiş. İki Türk'ün tanıştıktan sonra sorduğu ilk sorunun 'Nerelisiniz?' olduğunu gördüğünde şaşıran Amer Lafi İstanbul'daki kültürel çeşitlilik konusunda, ” Biz yabancılar olarak Türkler tarafından çok seviliyoruz, İstanbul'da bunu gördüm. Türkçe öğrendikten sonra gördüm ki, iki Türk tanıştığında ilk olarak birbirine nereli olduğunu soruyor. Müslümanların hoşgörüsünün en önemli göstergesi kiliseler, hala yerlerinde duruyor. İspanya'da hiçbir cami yok mesela” diyor.


İSTANBUL GİBİSİNİ GÖRMEDİM

Azerbaycan doğumlu olan Gazeteci- yazar Dr. Nazile Abbaslı için ise İstanbul önce ulaşılmaz bir diyarmış. Siyasi nedenler yüzünden Türklerden, Türkiye'den bahsetmenin yasak olduğu bir dönemde Türkiye özlemiyle yaşamış, ne zorluklarla yıllar sonra Türkiye'ye gelmiş. Tabi gazeteci Abbaslı ilk olarak İstanbul'da bulunmuş. Türkiye'deki gazetecilik serüvenine de burada başlayan Abbaslı İstanbul'u bakın nasıl tarif ediyor:”İstanbul hakkında ne kadar kelam edilirse edilsin, bir şeylerin hep eksik kalacağı bir düş ülkesidir. Güzellikleri bakımından İstanbul gibisini görmedim.”

Abbaslı, Kız Kulesi'ni İstanbul siluetinin baş tacı olarak tanımlıyor ve, “Bu şehrin en büyük avantajı, Asya ile Avrupa arasında bir köprü oluşturmasıdır.”diyor.


EVLİYALAR ŞEHRİ İSTANBUL

Gazeteci Abbaslı, İstanbul'u kutlu bir kent olarak tanımlasa da İstanbul sevdalısı biri olarak yapılması gerekenleri de saymadan edemiyor ve 'Dost acı söyler' diyerek anlatmaya başlıyor. “Geldiğimde hayal ettiğim şehirle karşılaşmadım İstanbul mübarek, mukaddes bir şehirdi. Evliyalar şehriydi. Her taşını korumamız gerekiyor.Tarihi olarak kabul ettiğimiz binaların yeterince korunmadığını düşünüyorum. ”


AYNI ANANIN İKİ EVLADI: İSTANBUL VE KUDÜS

“Sadece dört yıl kalacaktım bu şehirde. Okul bitinceye kadar. Oysa on beş yıl geride kalmış on beş uzun yıl.” Bashar Fehmi Kadumi İstanbul'u anlatmaya bu cümlelerle başlamış. Belli ki o da bu şehrin büyüsüne kapılanlardan. Kudüs doğumlu olan Kadumi, İstanbul'la Kudüs'ü hiçbir zaman birbirinden ayıramamış. Bu iki şehir için 'aynı ananın iki evladı' sıfatını kullanırken, benzerlikleri şöyle sıralıyor: “Birbirlerine öyle çok benziyor ki Kudüs ve İstanbul. Aynı ananın iki evladı gibiler. Geçmişleri ne kadar kadimse, gelecekleri de bir o kadar parlak. Doğunun gizemli şehri Kudüs ve yüzünü hem Doğu'ya hem de Batıya dönmüş İstanbul. Sokakları, mimarisi, yaşayan halkı, ibadethaneleri hep birbirine benziyor. Ha Eski Kudüs'ün güneş girmeyen daracık sokaklarında yürümüşsünüz, ha Kapalıçarşı'da.”

 

BU ŞEHİR HUZURU FATİH'LE BULDU

Kadumi,“Tarih boyunca öyle çok sevilmiş, öyle el üstünde tutulmuştur ki bu iki şehir, onları istiladan korumak için surlar inşa edilmesi boşuna değildir. Takdiri ilahi; o büyük heybetli surlar Kudüs'ü Selahaddin'den nasıl saklayamadıysa, İstanbul'u da Fatih Sultan Mehmet'ten saklayamamıştır. Ve Kudüs huzuru Selahaddin'le, İstanbul Fatih'le bulmuştur. Üç dinin kutsal saydığı Kudüs ve Peygamberin hadisine , övgüsüne mahzar olan İstanbul.. Bugün iki şehir güçlü duruşlarını, içinde barındırdıkları manevi hazinelere borçludurlar belki de.” diyor.


ORTADOĞU'NUN VE OSMANLI'NIN HAVASI

Asude Abdül Koçan'un İstanbul serüveni üniversite eğitimiyle başlamış. Makedonya'dan geldiğinde Türk dili ve kültürünü öğrenmek için Yabancı Diller Okulu'na giden Koçan, İstanbul'u dar sokakları, eski ahşap evleri, tarihi Türk hamamı ve ezan sesleriyle hatırlıyor. Koçan, ilk kez öğrencilik yıllarında geldiği bu kentten fazla ayrı kalamamış. Son gelişinde ise, İstanbul yolculuğu 11 yıllık bir serüvene dönüşmüş. Kendini artık İstanbullu gibi hissettiğini anlatan Koçan'ın İstanbul tanımı ise bir hayli uzun;”Yeni gelenleri uçsuz bucaksız görünümüyle ilk bakışta korkutan ve bir deve benzeyen İstanbul, çok kültürlü, hem güzel hem çirkin, hem tarihi hem modern, hem Doğulu hem Batılı, sürekli büyüyen ve hiç uslanmayan, çehresi günden güne değişen fakat eski güzelliklerini de koruyan bir şehir.” Koçan, hala Ortadoğu'nun ve Osmanlı'nın havasını solumak için zaman zaman Kapalı Çarşı'yı ziyaret ettiğini söylüyor. “Bakırköy Çarşısı benim yeni Üsküp Çarşım, Haliç Vardar nehrim, Galata Köprüsü ise Üsküp'ün Taş Köprüsü.” diyen Koçan, İstanbul'u kendi memleketiyle özdeşleştirmiş.


SELAMATE İLETEN SOKAKLAR

Filistinli gazeteci Fekri Shaban'ın dilinden İstanbul;”Şaire 'Bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır' dedirten, gizemli, bulutların yüce ve bir o kadar da mütevazı olan İstanbul. kalabalıların içinde kaybolmuş gibisinizdir ama hafifçe başınızı kaldırdığınızda parıldayan cevherlerin duaya götüren türbelerin, çil çil kubbelerin ve Arnavut kaldırımlı daracık ama selamete ileten sokakların sizleri kendi tarihlerine davet ettiğini fark edersiniz. İstanbul'da yaşayan biri için başka bir şehir hayal etmek imkânsızdır. Daha modern diyebileceğimiz şehirler elbette ki vardır. Ama temaşa edeni kendisiyle tarihe yolculuk ettiren ve asıl anlamını da tarihte bulan bir başka şehir yoktur sanırım



Benzer Yeni Konular:
Benzer Eski Konular:

Bu yazı 246 kişi tarafından okundu.  
Yazarın Diger Yazıları: Administrator

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile