Bunca zamandır insanlar sevgiden söz eder,en ufak birşey de bile aşık oldum der.Gerçekten sevdiğine kendini inandırmaya çalışır buna inanır ve hayatı artık bu olur.Aslında bilmez yada farkına varmaz bunun aşk değil sadece bir hevesten ibaret olduğuna ve buna da inanmak istemez,deli gibi sevdiğini düşünür,sevdiği için canını bile vereceğini söyler ama en ufak birşeyde de ilk fırsatta kaçmayı dener ve bunun adına Aşk denir.
Eğer aşk buysa ben böyle olmak istemem,bunu tatmak bile istemem böyle bir aşka inanıpta kendimi o duruma düşürmek istemem ama bu zamanda aşık olduğunu zannedenler haklılar aslında,onlara bunu düşündüren kendilerinden ziyade şuan tv'de anlatılan aşklardır,yayınlanan dizilerdir.Dizilerdeki aşka inanıp bunu yaşamak istemeleridir ve bu istek öyle bir çıkmaza dönüşmeye başlar ki sonuçları felaket'e yol açar ve durum onların hayatını,gençliklerini,geleceklerini alıp götürür.
Bunların tek sorumlusu'da böyle bir zamanda insanlara geçtek'ten yaşanmış olan aşklar değilde,basit senaryolar'la hazırlanmış olan filmleri,dizileri izletilip aşkın ne demek olduğundan,yaşanmış gerçek aşklardan ziyade kurmaca olan hayatların farklı bir şekilde gösterilerek bunları sevdirerek,aşkı yanlış tanımlayan,algılayan ve bunlardan haberi olmayan vatandaşlara yansıtan kişilerdir.
Aşkın bu kadar basit olmaması lazım,böyle yanlış anlatılıp algılanmaması gerek,aşkın bir çıkar değilde hiçbir beklentisi olmadan bir çıkar gözetmeden sevmenin ne demek olduğunu anlatabilmektir ve bunu gösterebilmektir ama bu zamanda böyle birşey kalmadı artık,insanlar bir çıkar peşinde seven,sevdiği için birşey yaptığı zaman karşılığını bekler ve karşılık bulamadığı zamanda tartışmaya başlarlar ve o inandıkları koskaca sevdayı o anda bitirirler.Aradan geçen bir hafta veya bir ay içinde yeni bir aşk bulup yollarına devam ederler ve bunun adına sevgi ve aşk derler.Bu zamanda böyle sevdalar yaşar gençler,sevdiklerine aşık olduklarına inanırlar ve bu yoldan devam ederler ama bu aşk değil yalnızca bir hevesten ibarettir.
Seven insan bir çıkar gözetmez ve sevdiği için herşey'i yapar.Şimdi size gerçekten seven birinin ve yaşanmış olan bir aşkın küçük bir hikayesi'ni yazacam ve bunu okuyup anladığınız zaman aslında aşkın ne demek olduğunu,benim ne anlatmak istediğimi bu hikayeden anlıyacaksınız.
Vaktiyle maddi durumu iyi olan genç bir kıza,yaşlıca bir adam aşık olur.Kız nereye giderse adam'da onun peşinden gider,bu böyle devam eder birkaç gün sonunda kız adama döner ve konuşmaya başlar,
Benim adımı'mı dillendirmek istiyorsun,adımı'mı çıkarmak istiyorsun,kendini bilmez bir herifsin,yaşına başına bakmıyorsunm benim peşimden geliyorsun.
Adam'da boynu'nu büküp bekliyor ses çıkarmadan,
Kız onun birşey demeden boynunu büküp beklediğini görünce diyor ki;bana ne verebilirsin ki niye peşimden geliyorsun,sen bana hangi mutluluğu,hangi rahatı yaşatabilirsin ki peşimden geliyorsun,
Adam onun böyle söylediğini duyunca cevap veriyor kıza,Valla sana verebilecek ne param var nede bir mülküm var ama bir canım var istersen onu verebilirim,kızda bunu duyunca gülüyor ve diyor ki bunun üzerine;bırak bunları çok basit ve her zaman duyduğumuz sözler bunlar.Adam'da bunun üzerine diyor ki ama eğer istiyorsan senin ihtiyaçın paraysa,malk ve mülk istiyorsan benden şöyle yapalım diyor;
Sen beni götür köle pazarından benim kölem,benim kölem diye sat,kaç para edersem al onunla kendine birşeyler yap,kız birazda ders olsun diye teklifi kabul eder ve kasabaya doğru giderler,köle pazarı kurulmuştur,O pazarda adet şudur ki kim kölesini satmak isterse yüksekçe bir yere koyar yanında beklermiş,adam geçmiş yerine beklemeye başlamışlar derken ordan bir adam geçmiş ve onların yanına gelmiş,adam sormuş BU KİMİN KULU DİYE?
Kız cevap vermiş benim kulum diye ve seven adam kızın ağzından benim kulum kelimesinin çıktığını duyunca olduğu yerde bayılmış,bir müddet sonra kalmış ve kaltığı zamanda pazarlık bitmiş,yeni sahibi yanında,kız gitmiştir.
Yeni sahibi demiş ki;Efendi kur'an okumasını bilirmisin?
Adam;bilirim demiş ve yeni sahibi'de yürü o zaman gidiyoruz demiş ve yola çıkmışlar gide gide bir mezarlığa varmışlar ve mezarlıkta demiş ki adam;kur'an okumayı biliyordun ya gel şurda benim annemle,babam var bana vasiyet etmiştilerdi ki bizim başımızda kur'an oku,ben bilmiyorum kur'an okumayı eğer okursan ben seni azat ederim.Adam tamam demiş ve okumuş sahibi'de serbest bırakmışl adamı ama acımış adama ve demişki efendi sen iyi birine benziyorsun istiyorsun gel benimle şehre dönelim ben sana biraz sermaye vereyim orda ticaret yap,Adam yok demiş sen benim özgürlüğümü ver beni azat et,Sahibide tamam demiş seni azat ettim adam özgür kaldığı anda hemen adama sormuş
-Beni sana satan ne tarafa gitti ve onun ne tarafa gittiğini öğrenince koşa koşa kızın yanına varmış demiş ki;HADİ BENİ BİR KERE DAHA SAT...
Adam kendi özğürlüğünü satmış aşkı için hiçbir çıkar beklemeden ve satılıp özgür kaldıktan sonra da tekrar gelip beni bir daha sat diyecek kadar seven bir insan peki sizce neden bir kere daha satılmak ister,bunca zahmete katlanmak ister,Adamın tek bir amacı vardır kızın ağzından bir kere daha BENİM KÖLEM VEYA BENİM KULUM kelimesini duymak.
Geçmişte yaşanan aşklar böyleyse ve biz bu zaman da aşktan farklı şekilde bahsediyorsak ben buna aşk demem ve hiçbir isimde koymam ama son olarak tek birşey ekliyebillirim; AŞK TEK'TİR VE TEK OLANA DUYULANDIR.
DENİZ DEMİR
( 1 Vote )
- 05/03/2010 11:52 - Aşk'a Naat
- 04/03/2010 23:37 - Büyüdüm
- 26/01/2010 15:40 - Âlemlere Rahmet Olana Şiirler-Naatlar
- 24/01/2010 12:30 - Anne Baba Sevgisi
- 22/01/2010 20:05 - Biat ve Hurafeler
- 17/01/2010 19:52 - Kendimizi Yumruklamayalaım
- 14/01/2010 15:45 - Atatürk Gibi Olmak
- 08/01/2010 19:19 - İnsanları Anlamak
- 07/01/2010 18:51 - Takdir Etmek
- 26/10/2009 15:30 - Gidipte Gelen Var!
- 15/10/2009 18:03 - Allah’ı Unutanlar
- 29/09/2009 14:02 - Sevilmeyecek Bir Yazı
- 25/09/2009 10:11 - Sabır
- 01/09/2009 15:01 - Kötülüğü Örgütleyip Düzenleyenler
- 26/08/2009 22:39 - Nüremberg
- 25/08/2009 13:31 - İnkar Edenler Şeytanın Esiri Olmuşlardır
- 25/08/2009 11:44 - Sıkıntıların Temeli
- 11/08/2009 15:07 - Paylaşılası Metinler


Yorumlar
BİR “AŞK BEKÇİSİ…”
Bir gazetede ölüm haberini okuduğumda; Mahşere kalan bir kavuşmanın hüznü ile eve gelip; çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği, karakterimi şekillendiren Konya´ya; yaz tatillerinde, yıllardır gidip gelmeme rağmen; neden, ayaklarımın beni Zemçi Kardeşim´le buluşma noktalarına götürmediğini kendi kendime defalarca sordum.. “Vefâ; îmandandır” inancıyla, Türkiye´nin dört bir yanındaki dostları, bize emeği geçenleri periyodik aralıklarla turlayan ayaklarımız; bir türlü nasip olup ta Ahmet Bey Merhum´la bizi buluşturmadı…
Ölüm haberi, beni seksenli yıllara götürdü: Anarşi, kan dolu yıllar, gülemediğimiz yıllar… Gülümsediğimi hatırlıyorum: “Yüz Numaralı” oda; Okul dönüşü; Ahmet Bey; sol elinde tuttuğu defter ve kitaplarını bırakmadan, sıcağı sıcağına, o günkü gelişen olayların kritiğini yapıyor; kendine has tarzıyla, jest ve mimikleriyle; kâh iğneleyici, kâh hüzünlü, bazen coşkulu…
O´nun derdi; “Aşkın bekçiliği”ydi, “Aşkı” ise; “Aşk”tı…
On iki eylülde, Milli Güvenlik Konseyinin Ülke yönetimine el koymasının ardından, bıçak gibi kesilen öğrenci olaylarının akabinde; öğrencilerin bazıları kendilerine yeni uğraşı alanı bulmuşlardı: Zemçi Bey´in tabiriyle; “Aşk dilenciliği.”
Anarşi ortamının sıkıntılarından o kadar dertlenmeyen Ahmet Zemçi; “Aşk dilenciliği”den dertleniyordu.. “Aşk”kın; ehil olmayan gönüllerde kaybedilmesi; O´nun için, anarşiden daha tehlikeliydi…
O´nun; çırpındığı; seksenli yıllarda, kendine has üslubuyla anlatmaya çalıştığı; “Aşkın, kaybedilebilece ği” gerçeğini; yıllar sonra O´nu kaybettiğimizde , galiba daha iyi anladık…
“Mevlâ aşkı”, “Leylâ aşkı”, “Görev aşkı”, “Vatan aşkı”, “Millet aşkı”… “Aşkı” kaybedince; her şeyi kaybediyorsunuz ..
ikimiz de “Yüz Numara”ya düşmüştük; yani, “Yüz Numaralı” odaya da; epey milleti güldürmüştük; “Yüz numaraya düşmüşler” diye..(!)
Bizimki; oda arkadaşlığından ziyade, “Nefes Arkadaşlığı” gibiydi.. Aynı havayı teneffüs eden, bir yıl boyunca, aynı ortamı paylaşan iki insan olarak; yıllar sonra, beyin kaydımda, o odadan, Ahmet Zemçi Bey´den başka isim kalmamıştı.. Mezun olduktan sonra; ne yüz yüze, ne de telefonla, Zemçi Merhûm ile görüşmek nasip olmadı. Ölüm haberinin sarsıntısıyla; beyin kıvrımlarımın arasından; “Rahmet, Ahmet Zemçi´ye” şiirimin mısraları döküldü…
Son Konya yolculuğumda, T. Yazarlar Birliği Konya Şubesi´ne, “Baş Sağlığı dilemek” amacıyla uğramıştım. Şube Başkanı, Muhterem Ahmet KÖSEOĞLU Bey´in elime tutuşturduğu; “Vefatının ardından yazılanları, Merhûm´un şiir ve yazı örneklerini içeren küçük kitapçığı incelediğimde; dün neyse, bu gün de o olan, yamulmayan, inandığı değerlerden taviz vermeyen bir portreyle karşılaştım.. Belki, çook ortak noktamız olduğundan gerek…
Bizim, hayatta; ev, araba sevdamız olmadı; derdimizde olmadı.. “Velespit” adlı yazısını okuduğumda; Bin dokuz yüz doksan iki doğumlu bisikletimi, İki bin dördün Mayısında, neden “emekliye” ayırdığımın sırrına vakıf oldum…
Câmi dibinde, büyüyen çocuk,
Ezân okurdum, idiydim küçük.
Oruç tutayım; yaşım, on buçuk,
“Yasak!!” diyene, hesabın sordum…
Ben; hayatımın ilk baharında Konya´daydım; O ise; son baharında…
Taktir yazınca, yollar açılır.
Hacı Veyiszâde, suyu içilir.
Noras Dağı’nın, karı seçilir.
Gönül göz yaşım, sellere vurdum…
Bizim Kuşaklar gülemediler… Gülümseyen gözleri; hep, biri birine benzer; Taaa uzaklara bakarlar.. Sanki, gözlerinin içerisinde, “dûr-bîn” vardır da; bu gün gülen insanların, ağlayacakları günleri uzaktan görürler… O yüzden; sürekli hüzünlüdür, gülümseyen gözleri…!
Ateşten gömlek giymişiz, meğer.
Yaktıkça yandık; kazandık değer.
Seçmişse “Rahmân”, tebliğe eğer;
Gülmedi yüzüm, gözlerim yordum…
Aslanda biz, Ahmet Zemçi´yi kaybetmekle; “Nöbetine sadık bir Aşk Bekçisi”ni kaybetmiş olduk.. Biz; “Aşkı” korumada O´na yardımcı olamadık.. “Aşkı” kaybettik… Kaybedilen “Aşk”ın bekçiliğine ihtiyaç kalmayınca da; Allâh O´nu kendine aldı…
“Aşk”; Allâh´a döndüüü; Zemçi de…
Mustafa SUNA
Sarıcakaya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğret./ ESK.
AHMET ZEMÇİ’YE DAİR…(SARICAK AYA 30.08.2004) Alıntı
AŞk ile sevgi bir arada olursa ? ! .
AŞk ? Sevgi ?
AŞk ile Sevginin arasındakı fark ? ! .
Huzur AŞkın,Mutluluk Sevginin bir Aynasıdır !
AŞk ile Sevginin arasındakı farkı Şöyle özetleye biliriz:
AŞk ile Sevgi tipki Fizik ve Kimya gibidir,
AŞk Maddi,Sevgi ise Manevidir,
AŞk bulmaca Sevgi ise bilmecedir……..
AŞk kördür bazen görmez Sevgi ise Sağırdır bazen iŞitmez……
Şimdi bu konuyu biraz daha detaylandıralım :
AŞık oldugumuz dönem bir Huzura kavuŞuruz evet,
Fakat AŞık oldugumuz zaman bu hemen Seviyoruz ve Mutluyuz anlamını taŞımaz,
ancak bu AŞkdan aldıgımız Huzurun eger kalıcı hatta ebedi olmasını istiyorsak ozaman elbette Sevmenin Şartlarını ve Mutluluğun kurallarını
bilmeli ve bunlara uymalıyız,
aksi takdirde daima Sevgi ve Mutluluktan cok uzak kalır hatta ve hatta zamanla içimizdeki Huzuru kaçırır ve AŞkımızı dahi kaybede biliriz,
öyle ise AŞkın Huzuru ile yetinmemeli hazır içimizde bulunan heycanı
mutlaka Sevgi yolunda Mutluluğu elde etmek icin değerlendirmeli yiz….
Sevmek Sevilmek,Mutlu olmak Mutlu etmek her insanin ideali olmalı…….
Şimdi Örnegimizi bir Lamba ve ceyran misali ile ele alalım….
Evimizde bir Lamba vardır
Lamba Görsellige hitap ettigi icin yani Maddi olduğundan dolayı Lambayı AŞk`ın yerine koyalım,
Lamba ve Şalterin arasında olan enerjiyi ise yani ceyranı,
Manevi degerde olan Sevgi`nin yerine alalım.
Şimdi farz edelimki bir gündüz vakti Evimizde oturuyoruz,
Hava daha henüz kararmadığı icin
evimizde olan aydınlık,Lambam ızın varlıgı değerini aratmıyor
yani Lambamızın var olduğunu görüyor ve biliyoruz
fakat aydınlık olduğundan dolayı Lambamızın fonksıyonuna ihtiyac duymuyoruz,
tabi dogal olarak AkŞam olduğu zaman havanın kararmasıyla birlikde
ilk aklımıza Lambayı yakmak geliyor,
Evimizde ihtiyac duyduğumuz Aydınlıga tekrar kavuŞa bilmek icin yanlızca Şaltere basarak
ceyran akımını Lambaya göndermemiz bize bu imkani sağlıyor
ve biz bu imkan sayesinde Karanlıkdan Aydınlıga kavuŞa biliyoruz…
iŞte Şimdilik okuduğumuz bu misalden
AŞk ile Sevginin durumunu söyle anlamalıyız :
AŞk istisna meselesidir yani tercih edilir,
Sevgi ise Kaide`dir yani kuralı belirlenmis yerli bir sistemdir…
Bizler AŞık oluruz ve AŞık olduğumuz zaman icimizde bir heycan uyanır ve bu heycanla zihnimizde bir Huzur dogar,
Bu durum yukarıda bahs ettiğimiz gibi Aydin bir gündüz vakti evimizde oturduğumuz duruma benzer,cünki biz AŞk`dan aldıgımız Huzurla tatmin oluyoruz böylece Sevgi ve Mutluluğun değerini
anlayamıyor ve aramıyoruz…
Oysa AkŞam karanlığı cöktüğünde Lambanın değerini anladığımız ve biranda Aydınlığını aradığımız gibi,icimizde AŞk solarken,huzuru muzu kaybetmeye basladığımız an birden Sevginin ve Mutluluğun değerini
Anlamaya ve aramaya baŞlıyoruz,
Hayatımızda muhtac olduğumuz Sevgi ve Mutluluğa kavuŞa bilmemiz icin
Şaltere basıp ceyranın Lambaya gitmesini saglayarak tekrar karanlıkdan aydınlıga kavuŞa bildiğimiz gibi,
solmak üzere olan AŞkimızı tekrar renklendirerek ve kaybetmek üzere oldugumuz Huzuru tekrar elde ederek
Icimizdeki Heycanı imanımıza baglayarak
Sevgi ve Mutluluğa kavusa biliyoruz.
Imanımız Sevgi ve Mutluluğun kaidelerinden`d ir
Yani esas Sevgi ve Mutluluk imanin Şartlarıyla ve kurallarıyla gercekleŞir…
Şimdi konumuzu farklı bir acıdan daha detaylandıralım :
farz edelimki AkŞam oldu ve hava karardı
doğal olarak yine Lambayı yakmak aklımıza geldi fakat bu sefer Şaltere bastık ama Lamba yanmadı
sebebini ise bilmiyoruz ama sebebini bilmesekde karanlıkda kalıp karamsarlığa düŞmektense
tekrar aydınlıga kavuŞmak icin düŞünmeyi tercih ederiz,
düŞünmeye balŞarız,önce Ampülü kontrol ederiz daha sonra ceyran olup olmadığını inceleriz
ceyran olmadığı takdirde sigortalara bakarız,vesaire .
zira sebebi her ne olursa olsun düŞünmeye baŞladığımızda mutlaka sorunun cözümünü buluruz
(yada kendimiz bulamazsak bile bu iŞin uzmanına baŞvurur ve sorunu bu sekilde cözeriz)
Bu misalimizi Şöyle canlandıralım:
AŞkımızda bulmuŞ olduğumuz Huzurumuzun Heycanını kaybetmeye baŞladık ve nedenini hicbirŞekilde bilmiyoruz,
ama nedenini bilmesekde huzur kayboldu diye AŞkı kökünden silip atmamızın hicbirŞekilde mantıkda yeri yokdur,
cünkü Aydınlığa ihtiyac duyduğumuzda Lambamız yanmadı diye tüm elektrik tesis hattını sökmeyiz
zira sadece lambamızdakı ampülü sökmemizin mantığımıza daha yakın olduğu görüyoruz…
o halde Huzurumuzun kaybolma sebeblerini daha büyük bir samimiyetle
düsünmeye baslarız,
ilk düŞünmemiz gereken Şey AŞkımızın Heycanını
Sevginin kaidesine baglı olup olmadığı söz konusu olur,
yani Huzurumuzun imanin Şartlarına ve kurallarına baglı olup olmadiğina bakarız,
mesela Sigorta atmıŞ ise ceyran akim etmediği icin Lamba yanmaz
buda Şu duruma benzer ki Sevginin olmadığı bir yerde AŞk Heycan vermez muhtemelen Huzurda kalmaz….
Sorunu cözmeye aklımız yetmiyor ise bu durumda baŞka bir cözüm yolu aramalı en doğrusu bir ilim adamına danısmalı
(imam, Psikiyatrist.Aile danısmanlıgı vesaire)
ama öyle yada böyle bu sorunu ortadan kaldırmalı…..
—————————————————————————————————————————————-
Daha öncede bahs ettigimiz gibi AŞk Maddi Sevgi ise Manevi sözünü hatırlayalım
ve gözümüzde AŞk ile Sevgiyi su Şekil canlandırmaya calıŞalım:
AŞk maddeden oluŞan ve zihnimize Huzur veren bir heycandır
bu Heycan icimizde bir merak uyandrıır ki bu merakla icimizdeki Heycan
zihnimizde oluŞan Huzurun Mutluluga dönüŞmesinin yollarını arar yani Sevgiye ulaŞmanın
ve ebedi Mutlu olmanin yollarını arar,
buda tıpkı Şuna benzer:
Tırtıl önce Koza olur daha sonra Koza bir Pupa durumuna gecer
bir müddet sonra Pupa kabugunu yırtar ve Kozadan genc ergin yeni bir Kelebek cıkar,
ancak bu Tırtıl kardeŞimiz icin Kelebek olup ucması cok basit bir mesele degildir
oda kendine göre belirli zorlu asamalardan gecer Koza oluncaya kadar cok güc sarf eder
büyük bir sabırla Pupa halinde bekler daha sonra kabugundan cıkmak icin son gücünü vererek kabugunu yırtar ve
Kelebek olup ucmayı baŞarır ve en önemlisi Tırtıl Kelebek olup ucmak icin bütün bu katlandıgı aŞamalarda gücünü yanlızca yirmidört saat
yani sadece bir günlük ömrü icin harcar…
AŞkın Huzurundan Sevginin Mutluluguna kavuŞa bilmemiz icin
bizimde Tırtıl kardeŞimiz gibi aŞmamız gereken
ve sabırla mücadele etmemiz gereken insani görevlerimiz vardır…
AŞkı bir Tırtıl
Huzuru bir Koza
Sevgiyi bir Pupa
Ve
Mutluluguda bir Kelebek gibi takip edelim…….
AŞık oluruz bir heycan kaplar icimizi ,
Tırtılın ilk hali
AŞkimizdaki heycanla Huzur buluruz,
bir Tırtılın Koza ya dönüŞmesi gibi
Sonra Sevmeye baŞlarız tüm vucudumuz huzurla doldugunda,
Kozanın Pupa ya dönüŞtüğünde etrafını kabuk bağladığı gibi,
ve en son bekledigimize kavuŞuruz Sevgimizde Mutlulukla buluŞuruz,
tıpkı Pupanın kabugunu yırtıp bir Kelebek olup uctugu gibi…
bugün malesef yeni nesil kardeŞlerimizin bir cogunu görüyoruz ki
daha henüz Tırtıl iken Kelebek olup ucacagini zanlediyorlar…
Nesilden nesile AŞk yalanlanıyor,Se vgi kayboluyor…
Biz Biz olalım kalbimizdeki AŞkı koruyalım,
Huzur olmasada Huzuru kazanmak icin ugraŞalım,
Huzur gelir gider ama AŞk gittiği zaman kolay kolay gelmeye bilir,
imanin Şartları ve kuralları Mutlulugumuzdur ,
Önemli olan kaideye uymakdır
cünkü
istisnalar aslaa Kaideyi bozmaz …
YAKININIZDAKI AŞK ILE UZAKDAKI SEVGINIZE
KAVUŞMANIZ DILEGIYLE
Kamil Tiryaki
Bir Dost Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.