İslâm; sözlükte; kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak, teslim etmek, vermek, barış yapmak, barış ortamına girmek anlamlarına gelir. Yanlışa ve kötüye boyun eğme şeklindeki teslimiyet İslâm’a aykırıdır.
Bu tanımlardan hareketle; İslâm’ın, huzuru bozmak, terör yapmak, kaos ortamı meydana getirmek, devlet malına zarar vermek, cinayet işlemek...gibi hususlarla uzaktan ve yakından ilgisi yoktur. Durum böyle olunca Müslümanın da bu tür hareketlere girmesi düşünülemez. Eğer; “Müslümanım, inanıyorum...” deyip de; terör yapıyor, huzuru bozuyor, cinayet işliyor, kaos hasıl ediyorsa onun ne Müslümanlıkla, ne inanmakla ilgisi olabilir. Terörün ismi ne kadar İslâmi olursa olsun değişmez. Örnek; Hizbullah, el-kaide.... v.b...
Terör ve terörü önleme ile ilgili Kur’anda bir çok âyet mevcuttur. Hatta diyebiliriz ki, Kur’an baştanbaşa barışı, kardeşliği, huzuru sağlayıcı ilkelerle doludur. Zaten din, insanları huzura kavuşturmak için gönderilmiştir. Bunun için dindarlar; huzurlu, sakin, teröre destek vermeyen, kaos istemeyen, kaos yapmayan, ulu’l emre itaat eden uyumlu insanlardır. Dine sahip olanlar; bir kötülük gördükleri zaman hakkından gelebiliyorlarsa elleriyle kötülüğü gidermeye çalışırlar. Dilleriyle hakkından geleceklerine inanıyorlarsa dilleriyle, buna güçleri yetmiyorsa kalpleriyle gidermeye çalışırlar. Bu, İmanın en zayıf biçimidir. Bu bize şunu gösteriyor; İslâm, insanı aksiyoner yapar. İslâm; tepki koymayı ister. Yanlışa; “Yanlış”, doğruya; “Doğru” demeyi öğütler. İki yüzlü, riyakarca tavırlara izin vermez. İki yüzlü tavırlara; münafıklık adını koyar. Dün dündür, bugün bugündür, gelen ağam giden paşam, bana ne, beni ilgilendirmez. Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın, kapını kapatıver, görmezden gel, aldırma... anlayışının İslâmda yeri yoktur. Bunlar; terör yapanlara cesaret verir, terörün bizi de yakacağına işarettir.
Yeryüzünde hiçbir Müslümanın; terör yaptığı, terörü desteklediği, huzur içinde giden hükümetleri al aşağı etmeye çalıştığı, devlete zarar verdiği, toplumu kamplara ayırdığı... görülmemiştir, görülmez. ve görülmeyecektir.
İnsanlar; Kur’ana ayak uydurdukları, kendilerini Kur’ana göre dizayn ettikleri, hayatlarını İslâmî anlayışla programladıkları zaman gerçek mutluluğu bulmuş olurlar. Bakınız, inceleyiniz, okuyunuz ve anlamaya çalışınız; Kur’an-ı Kerim baştan başa güzellikleri, iyilikleri, dostlukları, kardeş olmayı, huzuru bulmayı telkin eder. Bir iyiliğin; on, yüz, bin ve sayısız derecede ödüllendirileceğini belirtir. Buna karşılık kötülüğün, günahın; misli misline yani; bire bir cezalanacağını bildirir.
İslâm; üretici olmayı, el emeğiyle yemeyi, alın terini kutsal sayar. Ekonomiye katkı sağlamayı, veren el olmayı ister.
Zekat, sadaka, hayır, yardımlaşma, iyiliği emretme, vakıf müesseseleri kurma, komşusu, akrabası ile ilgilenme, yanında çalıştırdığı insanların emeklerini istismar etmeme, vergi kaçırmama, hırsızlık yapmama, cemaat anlayışı içinde olma... konularını öne çıkartır. Bütün âyetler, bütün emirler bu doğrultudadır.
Kur’anın ilk suresi olan Fatiha’da; “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz. Bizi dosdoğru yola ilet.....” diye her gün beş vakit namazımızın her rekatında yani 40 sefer tekrar ediyoruz. Tabir yerinde ise bunu unutmadığımızı, Allah’a verdiğimiz sözün arkasında durduğumuzu, ahde vefa gösterdiğimizi belirtiyoruz. Böyle yapan bir insan; nasıl terör yapabilir? Nasıl ülkeyi zarara sokabilir? Nasıl insan öldürebilir? Nasıl huzuru bozabilir? Nasıl gizli oyunlar oynayabilir? Nasıl kapalı kapılar ardında ülkenin dibine dinamit koyabilir?....
İslâm; ülkelerin kalkınmasını, gelişmesini, değişmesini, iyileştirilmesini, yaşanır bilir şehirler oluşturulmasını, işsizliğin önlenmesini ister. İnsanların sınıfsal ayırıma tabi tutulmamasını, ırkçılık yapılmamasını vurgular. Bunun için; “Rabbül âlemîn”( Âlemlerin Rabbi) denmiştir. Türk’ün, Kürd’ün, Laz’ın, Çerkes’in... Rabbi dememiştir. “Tanrı Türk’ü korusun” sözü yanlıştır. Bu söz, diğer insanları incitir, üzer. Aynı zamanda eksik bir sözdür. Çünkü Allah sadece Türk’ün Allah’ı değil ki. Dünyada ne kadar insan varsa, ne kadar ırk varsa, kaç çeşit değişik türde varlık varsa hepsinin Allah’ıdır.
Kur’anda; “Ey insanlar” şeklinde ifadeler bulursunuz. Bu, bütünlük anlamı taşır. hangi ırkı, hangi kültürü, hangi anlayışı taşırsa taşısın. Yalnız bir şartı ileri sürer; inanmak. İnanmayanların yaptıklarının değeri olmadığını, işlerinin boşa gideceğini belirtir. Yunus ne güzel söyler;
“Elif okuduk ötürü,
Pazar eyledik götürü,
Yaratılanı hoş gördük,
Yaratandan ötürü.”
Kazım Öztürk


