Yazdır
PDF

DENİZ FENERİ E.V. VE TUZUN KOKMASI!

Yazar Kazım Öztürk. Posted in Yazarlar - Kazım Öztürk

Sincan Cumhuriyet Başsavcısı Murat Gökçe, eski Deniz Feneri e.V. soruşturması savcıları hakkındaki 'resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma' iddialarıyla ilgili soruşturmayı tamamlayarak iddianameyi geçtiğimiz günlerde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti.
Gökçe'nin hazırladığı iddianamenin detayları belli oldu. Başsavcı Gökçe, iddianamede 3 savcı hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince ayrı ayrı soruşturma açılmasını istedi.
Şimdi oturup düşünelim; iddianamede belirtildiği üzere eğer gerçekten de “Resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma” durumu ortaya çıkar, konu doğrulanırsa ne olacak? Hapis yatanların manevi yıpranmalarını kim, nasıl onaracak? Bu insanlara tazminat ödemekle bu iş geçiştirilemez! Pekiyi, insanlarımız; bu ülkeye, bu vatana, insanlığa hizmet etmekte yarışmasınlar mı? yarışmıyacaklar mı? veya şöyle soralım isterseniz; temiz, dürüst insanlar nasıl ortaya çıkacak? Eğer kendini, yargıç, savcı olarak söyleyen ve gerçekten de kutsal bir görevi ifa eden insanlar, bazı kesimlerin dolduruşuna gelerek karar verir, suçsuz olanları sıçlu göstermek gibi bir durum ortaya çıkarırlarsa millet adalete nasıl güvenecek? Elbette temiz, görevini tam yapan, Allah’tan korkan hukukçularımızın sayısı az değil!

Ama demek istediğim husus şu; adaletin tecelli ettiği yer olan “hukuk” ve onların temsilcileri, kim ne derse desin, kanunlar ne diyorsa onu uygulamakla görevli değil mi? hukukta “siyasi yorum, siyasi görüşe göre karar” devreye girerse hukuk nasıl işleyecek? O zaman bu anlayış, demokles’in kılıcı gibi herkesin tepesinde sallanıp durmayacak mı? Bir savcı, “resmi belgede sahtecilik yaparsa, görevi kötüye kullanırsa” onun adına tuzun kokması denmez mi? o zaman biz kime güveneceğiz? Adalet nasıl tecelli edecek?

Hatırlayınız, cumhurbaşkanlığı seçiminde, sayın Abdullah Gül’ün seçilmemesi için anayasada olmamasına rağmen, düzmece olarak 367 oy şartını getirmemiş miydi eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu? Amaç, hukuku çalıştırmak değil, sadece; Abdullah Gül’ü seçmemek, kendi siyasi görüşüne uygun olan birini seçmek! Yine hatırlayınız, TBMM’deki siyasi partilerin Meclis’e girmemesi için baskı kurup, tehdit edip, Askerleri devreye sokup korkutmanın neresinde hukuk vardı? neresi adaletliydi?

Muhalefet partileri sık sık, hükümetlere, “kadrolaşıyorsunuz” diye laf atar ve gerekirse yargıya gitmeye kalkarlar! Ama kendileri iktidar olduklarında ne kadar boş kadro varsa tez vakitte doldurur. Bu durumda sormam gerekmez mİ; “sizin yaptığınız kadrolaşmak değil mi?” diye.  Elbette hükümetler, güvendikleri, işin ehli olanlara, ülkeye ihanet etmeyeceklere, samimi olanlara, yetim hakkı yemeyenlere, kul hakkına riayet edenlere… görev vermelidir.

Sevgili peygamberimize; “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulduğu zaman O’nun cevabı; “İş, ehil olmayanlara verildiğinde kıyameti bekleyiniz.” Şeklindedir. Buradaki Kıyamet; işlerin yolunda gitmemesi, torpille iş yapılması, siyasetin, liyakatin önüne geçirilmesi, hak hukuk tanımayanların iş başında bulunması, hırsızların, soysuzların, haramzadelerin, soyguncuların, ülkeye ihaneti meslek edinenlerin… anlamındadır.

Hz. Ömer (RA); “adalet, mülkün temelidir” der. Adaletin olmadığı yerde zulüm, haksızlık, insanların ezilmesi, kuvvetlinin zayıfı adam yerine koymaması ikame edilir! Mutasavvıflar da, “nefsini bilen Rabbini bilir” diyerek, topluma yararlı hizmet yapabilmek için insanın kendini, haddini bilmesi gerekmektedir. Kendine hayırı olmayanın kimseye hayırı olmaz. (05 ŞUBAT 2012)


Yorum ekle