Yazdır
PDF

AŞK-I MEVLA

Yazar Kazım Öztürk. Posted in Yazarlar - Kazım Öztürk

“AŞK-I MEVLA” aslında kulun; Allah’a olan sevgisidir. Bu, Mesnevi’de Ney mecazında neyin, nasıl ve niçin inlediğinin hayretler içinde anlatılmasıdır. Gerçek kul, Allah’tan ayrılığın özlemini çekmekte, O’na karşı görevlerini yerine getirebilmek için bütün olumsuzluklara karşı çığlık atmakta, inlemektedir. Bu, ruhlar yaratıldığı zaman Allah’a verilen bir misakın sonucudur. Hz. Adem’den başlayan ve dünya durdukça devam edecek olan bu inilti, en mükemmel şeklini, peygamberler, veliler ve Allah dostlarında bulmuştur.

Aşk-ı Mevla’yı; “Âşıkın, Maşuka yani Allah’a, yaratana karşı aşırı sevgisi şeklinde ele almak doğrudur. Bir çeşit Hicrandan vuslata şeklinde cereyan eden hayat serüveninin, daha doğrusu yaratılış mantığının bir, olmazsa olmazıdır. Her insan sever ve âşık olur. Bu, ister inansın, ister inanmasın. Ama en değerli ve geçerli aşk, Allah’a duyulan aşktır. Bunun için Mevlana; ölümü; “şeb-i arus” yani düğün gecesi olarak benimser. Sevgiliye kavuşma anı. Ve bu anlayışı Mesnevide dile getirir. Mesnevi’nin ilk on sekiz beyti; Allah’ın nezdinden ayrılışın ve dünya gibi sıkıntılı bir yere düşmenin çığlığını atar. Ve bunu ney örneğiyle anlatır. Bu açıdan Mesnevi, aşk çığlığının coştuğu, şiirlerle, hikayelerle yaratılış serüveninin anlatıldığı ve âlimlerin; “mesnevi, Kur’anın Farsça Tefsiridir” dedikleri bir hayat kitabıdır.

AŞK-I MEVLA anlayışını Mevlana, mesnevi’nin ilk on sekiz beyti içinde ele alır. Bunda; âşıkın, maşuka hasreti vardır, bezm-i elest şuuru içinde hareket edememe vardır. Hz. Musa’nın; “bana kendini göster sana bakayım” deyince Allah’ın; “beni göremeyeceksin” cevabı yer alır.

Ney aynı zamanda kâmil insandır. Ney, çeşitli yorum ve anlayışlara göre; kimi zaman Hz. Âdem, kimi zaman Hz. Muhammed (SAV), kimi zaman ve en mükemmel biçimde; insan-ı kâmil olarak değerlendirilmektedir.

"Canu dil râ takati ân cûş nîst

Bakî gûyem der cihan, yek hûş nîst."

Can ve gönülde, yani kalpte hakikat coşkunluklarını kaldıracak takat ve bu kulakta da işitecek istidat yoksa ben kime ne söyleyeyim?

"Herkucâ gûşî bûd ez vey çeşum çeşt

Herkucâ seng ki bûd ez vey yeşim dest."

Nerede bir kulak varsa, ondan yol gösterici yol hasıl olur.

Nerede bir taş varsa, söz dinlerse eğer, taş olmaktan çıkar, yeşim derecesine yükselir.



Göz yol göstericidir, ama kulak yol buldurucudur. Her gördüğümüz doğru değildir. Çok basit, bir su dolu kaba, bir cetvel batırdığımızda, suyun zemininde, sathında, cetveli kırılmış gibi görürüz. Halbuki cetvel kırık değildir, biz öyle görürüz. İşte göz böylesine yanılabiliyor. Kulak, eğer doğru ağızdan çıkan sözleri işitirse, işte göz gibi yanılmaktan da ârîdir ve o doğruyu görmez ancak doğruyu bulur. Tabi bu durum, söz bir kulağından girip, diğer kulağından çıkanlar ve kalpleri ve kulakları mühürlü olanlar için değildir.

Tasavvufta ilerlemenin çok önemli iki unsuru var. Hizmet ve Sohbet. Sohbet o kadar önemli ki, Hz. Peygamber'in sohbetinde bulunanları, bizler asırlardan beri Ashâb-ı Kiram diyerek hürmet ediyor, isimlerini her anışımızda onlara dualar ediyor, onların yardımlarını, himmetlerini diliyoruz. Bunun sebebi nedir? En yüksek sohbet sahibi olan Hz. Peygamber'in sohbetinde bulunup, onu dinlemenin şerefine ermenin yüceliğidir. İşte onlar böyle dinlediler ve dini, elden ele bize naklettiler, eğer biz de dinlersek öğreneceğiz. (29 OCAK 2012)


Yorum ekle