Toplumdaki yaygın inanca göre “din vicdanî bir olgudur, herkes dinini vicdanında yaşamalıdır.” Doğrudur, iman sahipleri, her zaman doğruyu işaret eden vicdanlarının sesini dinleyen insanlardır. Ancak din, kişinin sadece kendi içinde yaşaması gereken bir olgu değildir. Allah'ın önemli buyruğudur; her inanan Rabb'inin nimetini durmaksızın anlatmakla, iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla ve “yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar” fikir mücadelesi yapmakla sorumludur. Dini bir yerlere hapsetme düşüncesi, Kur'an'dan habersiz olan ya da Allah’tan yüz çevirerek yaşayan kişilere ait çarpık bir görüştür. Allah'a aşık insanın kalbi o aşkla çarpar, dili O'nun emriyle ve dilemesiyle her...
|
Her ne kadar bazı kaynaklarda ilahi din, tek tanrıya inananların dini, diye nitelendirilse de gerçekte doğru olan, ilah olarak sadece Allah’ı tek bir ilah kabul edenlerin inancına, ilahi dinler denilmesidir. Çünkü herhangi bir varlık veya sistem de tek tanrı olarak görülüp inanılabilir ama bu inanış biçimine ilahi din demek doğru değildir. Zira ilahi din anlayışında, sadece Allah’a inanma kavramı vardır. Aksi düşünülecek olursa genelde insanlar zaten tek bir şeyi kendilerine ilah kabullenirler. İkinci bir ilah şekli düşünmezler. En azından günümüzde durum böyledir. Bu durumda da herkesin inandığı dini, ilahi din olarak isimlendirmek gerekir ki böylesi de çok yanlış olur. Zira ilahi din...
Günümüzde dinden uzak cahiliye toplumlarında, kadın için ayrı, erkek için ayrı ahlak özellikleri belirlenir. Erkekten ve kadından beklenen kişilik ve karakter özellikleri tümüyle farklıdır. Bu toplumlarda Kur’an ahlakından habersiz olan kadınlar, genellikle toplum tarafından uygun görülen ve kuşaklar boyu aktarılarak bugüne gelen bir kadın karakterini yaşarlar. Kur’an'da tarif edilen karakter ise ortak bir ‘mümin karakteri’dir. Bu karakterde erkeğin sorumlu olduğu tüm ahlak özelliklerinden kadın da sorumludur. Müminlerin yaşamları Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur ve öncelikli hedefleri Rabbimiz’in hoşnutluğunu kazanmaktır:
İnsanın fıtratında, kendinden daha üstün bir güce ya da daha üstün olduğunu sandığı bir varlığa tapınma eğilimi vardır. Bu eğilim elbette ki tüm varlıkları, Allah’a meyletmek için var edilmiştir. Ama çoğu zaman insanlık bu asıl amacın dışına çıkarak, ilahlıkla hiç alakası olmayan eşya, insan, sistem ya da tabiattaki herhangi bir varlığı erişilemez güç olarak atfedip ilahlaştırmıştır. İlah seçimi doğrudur ya da yanlıştır, bu farklı bir konu ama genel anlamda, insandaki bu ilah edinme faktörüne din ya da bir diğer açılımıyla inanç kültürü denilmektedir. Nitekim insanlar, tarih boyunca çok değişik inanış biçimlerini kendilerine din edinmişler ve ona göre...
Allah, insanların yanlış düşüncelere saplanıp, kendilerine ve toplumlarına zarar vermemelerini sağlamak amacıyla, onlara doğruları beyan eden kitaplar ve bununla birlikte o kitapları birebir hayata yansıtan peygamber diye isimlendirdiğimiz numune insanlar var etmiştir. Bu numune insanlar, aynı toplumlar içinde ve aynı dönemin şartlarını taşıyan insanlardan oluşmaktadır ki, zamanın gereksinimlerine cevap verebilecek nitelikte olmaları için bu böyle olmalıydı. Ki zira öyle de olmuştur. Nitekim içinde yaşadığı toplumun yanlışlarını ve gereksinimlerini yakinen bilen bu elçiler, görevleri icabı fiziki dirence sahip olmaları gerektiği için, cinsiyet olarak erkeklerden seçilmişlerdir. Yeri...
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 / 392 |