İbrahim Kahveci
Bugün kendimize bir soru sormamız gerekiyor: Türkiye neden IMF'nin kucağında? Bizim gerçekten IMF'e ihtiyacımız var mı?
Yakın zamana bakıyoruz ki hükümet IMF ile yeni bir anlaşmada pek istekli değildi. Anlaşmanın bitiminden sonra değişik tercihler gündeme gelirken "yola yalnız devam" tercihi de şıklar arasında öne çıkıyordu.
İlerleyen günlerde gittikçe IMF ihtiyacı bize dikte ettirilmeye çalışıldı. Küresel krizin yoğunluğundaki artışla birlikte sanki bizim de IMF anlaşması yapmamız zaruri hale gelmişti! Zora düşen ülkeler IMF ile anlaşmalar yaparken Türkiye'nin de tek seçeneği sanki IMF olmuştu!
İşte bu noktada hükümet tarafından da IMF seçeneği daha fazla gündeme alınmaya başlandı. Geçen yılın ikinci yarısında artık IMF ile yola devam edileceği kabullenilmiş, ama ne şekilde olacağı sanki tartışılıyordu. İhtiyari mi, yoksa zorunlu mu devam edecektik?
Zaman ilerledikçe normal stand-by anlaşması sanki kesinleşmiş, ama sadece bu anlaşmanın şartları üzerinde tartışmalar yapılıyordu. Her geçen gün IMF ile anlaşma zorunluluğu artıyormuş gibi bir algılama yaşanıyordu.
NEDEN IMF?
Bugün bizim IMF ile anlaşmamızı gerektirecek ekonomik şartlara baktığımızda aslında kimsenin çıkıp gerçek bir neden ortaya koyamadığını biliyoruz. Borçlanma oranları, her ne kadar korkutulmaya devam edilse bile, gelişmiş ülkelerin bile artık çok gerisinde bir Türkiye var karşımızda.
Özel sektörün dış borçları eğer sorun ise o sorun IMF anlaşmasında bu kadar zaruri şartlardan zaten olamaz. Özel sektör döviz stoku ile beraber Merkez Bankası rezervi de eklendiğinde aslında ciddi bir döviz ihtiyacımızın da olmadığını görmekteyiz. Hatta birçok sağlam denilen ülkenin bile altında toplam borç stokumuz bulunmaktadır. Ama biz o ülkelerin yapmamasına rağmen IMF'nin kapısındayız.
Türkiye neden bu kadar güçsüz gösteriliyor? Neden gücümüzün farkına varamıyoruz da IMF'ye ihtiyaç duyuyoruz?
CARİ AÇIK NE Kİ!
Türkiye'de 2004-2007 arasında bize dikte ettirilmeye çalışılan en büyük sorun cari açık olarak verilmeye çalışıldı. Oysa cari açığın finansman kalemleri incelendiğinde geçmiş krizler öncesi "sıcak para fonlama oranlarına" hiç ulaşılmadığını defalarca belirttim. Sadece 2007'de başlayan kısmi bozulma vardı o kadar.
Şimdi sormamız gerekiyor: Madem cari açık bu kadar büyük riskti de, neden Rusya, Brezilya gibi en sağlam ülkeler bile çökerken Türkiye'nin döviz piyasası çökmedi? Küresel krizin finansal yansıması olarak krizi en fazla hissettiğimiz 2008 yılında biz yine en sağlam ülkelerden biri olarak ayakta kaldık.
Geçmişte para bolluğu vardı şimdi cari açık sorun olur ve krize yol açar, görüşleri de çok tutarlı değil ki. Bakınız Türkiye'ye güvenmeyenlere bir tek örnek vereceğim. Lûtfen bu örneğimiz çok derin ve özenle dikkate alın: Türkiye, enerji hariç, dış ticarette son yıllarda dünyanın ilk üç sırasında bir başarı ile artı değer yaratmıştır.
Bu ne demektir? Petrol fiyatlarının krizle beraber hızla gerilediği, doğalgaz fiyatlarının da bu yılın ilk çeyreğinde gerilemeye başlaması ile gerçek dış ticaret başarımız ortaya çıkmaya başlamıştır.
Yüksek enerji faturası ortadan kalktığında dış ticaretimiz çok büyük oranda artıya doğru gidebilecek bir güce sahiptir. Zaten geçen ay açıklanan dış ticaret verilerinde enerji dışında uzun yıllar sonra ilk kez artı verdiğimizi hiç unutmayalım.
Bu sonuçla size şu müjdeyi verebilirim: Bu yıl kriz derinleşir veya bu seviyelerde devam ederse, bizde cari açık sorunu özellikle yılın ikinci yarısında bitme noktasına doğru gidecektir. Şu an sıralanan 40 milyar dolardan 20-25 milyar dolar aralığındaki cari açık beklentisi dahi abartılı bulunabilir.
Peki ama, cari açık da sorun değilse, neden IMF?
FAİZİN BİR NEDENİ DARBE Mİ?
Merkez Bankası'nı yüksek faiz politikası nedeniyle yıllarca eleştirmiştim. Türkiye bu kadar yüksek faizi neden taşıyordu? Bizim bu kadar riskimiz mi vardı?
Bugün yaşanılanlara bakıyoruz ki, Türkiye'nin riskleri sadece ekonomik değilmiş! Biz bir darbe riski de barındırıyormuşuz! Biz bir 'gladyo' riskini de yıllarca içimizde barındırıyormuşuz! Meğer Merkez Bankası 367 gibi, 27 Nisan gibi ekonomik olmayan riskleri de ve bilmediğimiz riskleri de faize yansıtmak durumundaymış!..
SONUÇ
Bugün IMF işle anlaşma kapısında olan ülkelere baktığımızda bir İzlanda, Macaristan, Ukrayna veya diğer ülkelerden hiçbiri Türkiye'nin yanına bile yaklaşamaz. Hatta IMF'yle adı bile anılmayan birçok ülkeden bile çok daha sağlam durumdayız. Ama biz IMF kapısındayız!
Yıllarca ekonomik tabloyu açıklayan hükümete karşı aynı açıklamayı yapan IMF çok daha etkili neden olmuştu? İşte kilit soru burada yatıyor.
Türkiye'de IMF'ye olan ihtiyaç mali olmaktan ziyade sözcü olma noktasındadır. Hükümete karşı yürütülen zımnî bir güvensizlik politikasının yansımasıdır IMF. Bu güvensizlik politikasının medya ayakları olsun, diğer ayakları olsun neden ısrarla IMF istemiştir sanıyoruz.
Hatta daha ileri giden aykırı ayakların bir bir içeri alındıklarını ve darbeden teröre kadar geniş bir yelpazeyi içerdiklerini artık daha net görebiliyoruz. Ve bu zihniyet içindekiler Türkiye'yi ekonomik göstergelerin ihtiyaç göstermemesine rağmen IMF'in kapısına itmiştir.
Bugün görüyoruz ki Türkiye'nin IMF ilişkisi ekonomik değil, erkogenekonik bir ihtiyaçtan doğmuştur.
- 03/01/2010 02:39 - Hiç Biri Piyangodan Zengin Olamadı
- 16/07/2009 15:29 - Türkiye de Kayıt Dışı Taplo
- 08/06/2009 14:59 - Laiklik gündemde iken,ekonomi güzel miydi?
- 08/06/2009 14:55 - İyimserlik Felaketin Habercisi
- 25/02/2009 15:47 - Kriz lobisi IMF üzerinden rant düzenini sürdürmek istiyor
- 19/01/2009 23:25 - İsraile Farklı Bir Bakış
- 08/01/2009 01:09 - Global Kapitalizmin (Mutluluk) Krizi
- 04/10/2008 22:20 - 'Amerikan Yüzyılı'nın sonu!
- 01/10/2008 05:46 - Erhan Göksel, 2009 için uyarılarda bulundu
- 04/09/2008 00:01 - Bor Madenide Özelleşiyor


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.