
Konu dil olunca, düsünce derinlerdeki dalgici, söz ise gerdanlardaki inciyi kiskandirmalidir. Zira hayati hayat kilan ne kadar mesele var ise yollari mutlaka dilin o diriltici iklimine ugrar ve uzak ellerin bir kervani gibi o
otakta yükünü yükler, muhtaç sinelere anne merhametiyle birakmasi gerektigi sekilde birakir.
Dil, isaret ettikleri itibariyle bazen cennetvari dünyalari tanitan bir rehber, ruhta uyandirdigi tesir itibariyle mecnun karsisinda leyli güzelligi, yarinlara bakan tarafiyla bir binanin saglam temeli, nesilden nesile ulasmasi yönünde bülbülün güle düsen nagmesi, köklü olarak bakilinca Adem'in Havva'ya aski,hatalari düzeltme bakimindan yasak meyve kurbaninin pismanligi,her dem hatirda tutulmasi hasebiyle de hicret yolunda vefali arkadas,yoklugun Hacer yanikligi gibi su arayisidir.
Hayati meselelerin yolu istikamet,saglam niyet,net durus ve on ikiden vurus ister.Dil,yillarca anlatilan müthis tanimlari arasinda küheylanini akinci bekleyisi gibi bu ise vakif erlerini hep arzulamistir.
Bu isin farkindaligina inanmis ve bu meselenin her mesele ile mütedahil
daireler oldugu görmüs, geçmis gelecek tüm zamanlarin istatistigini iyi
tutmus tefekkür insanlari her zamanda olmustur. Her dönemde iki insan
düsünür, geri kalanlar da onlarin düsündüklerini düsünür der bir yarali sine
.Simdi mevzuya dil yönünden bakilinca okumak vazgeçilmez bir ab-i hayat,
yazmak ise iç sorgunun diger adidir.
Bir sorgunun fazlaligi savunmanin saglamligi demektir.Hayatinin suyuna
kanabildigi kadar kanan ise sagina soluna bile bakmayacak sekilde sükür
kokan nefesiyle nicelere rehnüman olur,olmustur ve olacaktir da.
Edebiyat,bu hakikatleri çepeçevre saran, günesi gibi kusatan,gece de bile
aya olan himmetiyle müdavimlerini unutmayisini gösteren en genis ve vefali
bir dairedir.Her çiçekten öz alan arinin bali nasil sifadir ve dildeki
tadini tatmayan bilmez diye anlatirlar.Aynen öyle de her ustadan bir söz
alan, nagme kapan çirak da Selimiye'yi yapan Mimar Sinan gibidir.
Edebiyat mevsiminin dile düsen rüseymlerini görmek, fark etmek daha ne
yagmurlara ve haliyle duygu ve düsüncede nice bereketlere gebedir bunu ancak
bilenler bilir.Bosuna dememisler 'Cevahir kadrini cevherfürusan olmayan
bilmez.'
Edebiyatin çehresinde dilimiz adina devsirecegimiz nice leziz
sözcükler,meyveler bulunmaktadir.Ve bir rüzgarin tohum tasiyip asilamasi
gibi aldiklarini bir sonraki yaziya,konusmaya veya nesile aktarmak da
simdiye kadar görülmemisi göstermektir.Bu boynuzun kulagi geçmesi diye de
söylenebilir.
Dil adina geçmiste kullanilani bugüne tasiyamamak, bugünün de yarin
bilinmeyecegi demektir. Dolayisiyla bugün beyhude yasiyoruz ve toplumun bir
adim ileriye gitmesi adina zerre fayda saglamiyoruz manasini da
çikarabiliriz.
Neslin sikayetlerinin arkasinda bir virüs kendisini hissettiriyor. Bu virüs
tüm gayretlerimize ragmen giren canliligiyla hala sinemizi hoplatacak
sekilde korkusunu hissettiriyorsa bu büyüklü küçüklü yanlis kapi çalisimizin
hayatimiza düsen cezasidir.
Dili kullanmayi bilmek önemlidir evet ama eger 'hayalimiz var düsümüz
var,vallahi çok isimiz var' diyen sair gibi diyorsak biz çok iyi kullanmanin
yollarini arastirmaliyiz.Ve bunun yolunun da edebiyattan geçtigini
unutmamaliyiz.
Iyi okuyup iyi yazan bireylerin nasil bir gelecegin temelini attigini
anlamak istiyorsaniz onlara hayallerine dair iki söz etme firsati
veriniz.Bir de bunun yaninda okumaktan bihaber yazmanin semtinde tanidigi
olmayanin duygu düsüncesini sorusturun sonra kiyasta hayat vardir sirrinca
bir karsilastiriniz.Iki farkli dünyanin cümlelerinin farkliligi herhalde
sadece söz farkliligi olmasa gerektir.Kalbin tezahürü ise söz denilen o
vakit ufkunda o sözlerle çizilecegi muhakkaktir.
Ufku günes görmemislerden dil adina zenginlik beklemek sasirmisliktir
bence.Bence diyorum zira denenmesi için ortam maalesef çok ama çok
müsaittir.Diliyle dalga geçecek kadar kendine düsman bir nesil neden uzak
yasiyor acaba.'Söz ola kese savasi.' diyen ile 'Dil ,milletin hayat
köprüsüdür' diyen bizi avazlari çiktigi kadar bagirarak nereye
çagiriyorlardir.
Edebiyatin çehresini iyi görmeliyiz.Yunus'u alip yanibasinda
bulacak,Mevlana'yi Konya'da onun zamaninda yasamis gibi duyacak,Kasgarli'dan
nasibince alacak,Fuzuli'yle Galip'ten dermanini soracak bir neslin barisik
olmasi gereken en samimi arkadas da edebiyattir.Okumanin hazzini her
kelimeyle ayri tadan,yazarken çölde kalmis gibi her sözcügü Kevser misali
yudumlayan bu isin merkezindedir.Ve bunlarin eline aldigi bir metni göz
ucuyla okuyanlardan veya kaldirip bir kenara atanlardan farki çok bariz bir
sekilde ortadadir gerek hayatlariyla gerek hedefleriyle.Gerçi bilmem ki
okumayanin hayali var midir.Varsa ne kadardir o da meçhullerin tek ve çürük
meyvesidir zannimca.
Dile dönüs,millete dönüs,ümmete dönüs,himmete dönüs,öze dönüs en güzel
haliyle de hakkiyla görecek göze dönüstür.Özleyen bakislarin hayat
bulmasidir
- 17/04/2009 17:11 - Uçurtma
- 09/04/2009 23:12 - Mevlana'da Hz. Peygamber Sevgisi
- 02/03/2009 05:39 - İçiçe Geçmiş Tarihler
- 08/01/2009 22:15 - Platon Felsefesinde Estetik Kaygu ve Hakîkat veya Şiir ve Felsefe
- 08/01/2009 22:13 - Bediüzzaman'da Edebiyat Düşüncesi
- 08/01/2009 00:48 - Duygusal Motif Olarak Sevgi ve Korku
- 08/01/2009 00:45 - Sevginin Tarihteki İzi
- 08/01/2009 00:41 - Aşk Redifli Gazellere Göre Klasik Türk Şiirinde Aşk
- 08/08/2008 18:22 - Ne Bekliyordum Hayattan

