1960’lı yıllarda, Anadolu kırsalında yaşayan insanlar kızını ve oğlunu evlendirirken düğünlerini genellikle hasat sonu olan sonbahar veya kış aylarına denk getirerek yaparlardı. Bu aylar itibariyle köylünün elinde hasat satışlarından veya büyük ve küçük baş hayvan satışlarından dolayı az da olsa bir miktar para bulunurdu. Köylüler eldeki imkanlarla ihtiyaçlarını karşılar, düğünlerini de imece usulüyle yaparlar, toprağına bağlı olarak yaşamlarını sürdürürlerdi.
Aynı zamanda köy muhtarı da olan Durmuş Ağa, köylülerine nazaran malı mülkü itibariyle daha zengin bir insandır. O yıl rahmet bol olmuş, tarlalar bire on vermiş, ambarlar tahıllarla dolmuştur. Durmuş Ağa’nın keyfine diyecek yoktur. Bir yıldır nişanlı olan oğlu Ahmet’e beş gün beş gece güzel bir düğün yapacak olmanın hayaliyle öylesine kasılmaktadır ki görmeğe değer. Durmuş Ağa satacağını satar, alacağını alır, düğün için tüm hazırlıklarını yapar. Düğün günü olarak da kasım ayının son haftasını belirler. Eşe dosta, etraf köylülere davetiye gönderir. Düğün günü olarak belirlenen günde de öğle namazını müteakip bayrağını kaldırır. İki davul, iki zurna; saz, keman, cümbüş, darbuka ve köçekten oluşan çalgıcılar düğün evinde yerlerini alırlar. Durmuş Ağa’nın evi köy meydanında olduğu için gelen giden her taraftan görülmektedir. Durmuş ağa, davetlilerin karşılanmasında bir aksaklık olmasın diye davul zurna ekiplerini evin yüzer metre uzağına çapraz olarak yerleştirir. İlk davul ve zurna sesiyle düğün başlar.
Mevsim sonbahar olduğu için kasım ayı soğuktur. O soğuğa rağmen, Durmuş Ağa’nın oğlunun düğününe civar köylerden çok sayıda davetli katılır. Beş gün beş gece misafirler en iyi şekilde ağırlanır, çalgıcılar da ceplerini parayla doldururlar. Çalgıcılar bilir ki düğün sahibi ağa olunca gelen misafirler de en az ağa kadar varlıklı insanlardır. Onun için de boş durmak olmaz, gece gündüz demeden hem yer içerler, hem de fasıl yaparak misafirlere keyifli dakikalar yaşatırlar. Düğünün son günü gelin alayı komşu köye gelin almaya giderler. Her şey tamam olmasına rağmen, gelinin babası kızını vermek istemez. Çünkü Durmuş Ağa, kız babasına verdiği bir takım elbise ile bir çift iskarpin ( ayakkabı ) sözünü yerine getirmemiştir. Daha doğrusu unutmuştur. Verilen söz yerine gelmezse kızın köyden çıkışına müsaade edilmeyecektir. Bunu duyan Durmuş Ağa, etrafa rezil olmamak için hemen hareke!
te geçer. Şehre giderek istenen bir takım elbiseyi ve bir çift iskarpini( ayakkabı ) alır. Köye gelerek hısımına takdim eder, hem de unuttuğundan dolayı da özür diler. Aradan geçen süre, gelinin köyden çıkışını geciktirir. Gelin alayı, gelini akşam saatlerine doğru alır, Durmuş Ağa’nın evine gelir. Örf ve adet gereği, öğle vaktinden önce bitmesi gereken düğün, yaşanan kargaşa sonucu akşam vakti sona erer.
Durmuş Ağa, çalgıcıların parasını verir. Hava çok soğuk ve etraf gece karanlığı olduğu için çalgıcıların bu gece de evinde misafir olarak kalmalarını ister ama çalgıcılar çok para kazanmanın sevinciyle Durmuş Ağa’nın teklifini kabul etmezler. Çünkü Durmuş ağa’nın köyü ile çalgıcıların köyü arası iki saatlik bir yoldur. Onun için yaya olarak yola devam etmeye karar verirler ve Durmuş Ağa’nın köyünden ayrılırlar.
Yarım saatlik bir yolculuğun ardından komşu köye yaklaşırlar. Köyün mezarlığı köy dışında olup, yol, mezarlığının içinde geçmektedir. Mezarlığı görünce çalgıcılardan bazıları korkmaya başlar. Davulcu Davut Usta, diğerlerine nazaran daha yaşlı olduğu için “aman arkadaşlar mezarlıktan geçerken destur çekelim ve biraz daha sessiz sakin olalım” der. Alkolün etkisini hala üzerinde atamayan Zurnacı Zühtü, Davulcu Davut Ustanın sözünü dinlemez. Mezarlığın tam orta yerine gelince zurnasını eline alır, yönünü mezarlığa döner, mezarda yatanlara “ Selamünaleyküm ey ahiretlikler size bir ağ gelin havası çalayım da kulaklarınızın pası açılsın “ diyerek zurnasını üfler. Bu arada Köçek Ali de zillerini takarak Zurnacı Zühtü’ye eşlik edip oynamaya başlar. Zurna ve zil sesinin duyulmasıyla birlikte mezarlıkta karışık sesler yükselir. Aralıklı mezarlarda yatanlar kefenleriyle birlikte me!
zarlarında doğrulur. Görüntü karşısında ne yapacaklarını bilemeyen çalgıcılardan Feyzullah Usta, Haydar Usta ve Hasan Usta korkudan bayılır. Diğer dört çalgıcı da geri dönüp kaçmaya çalışır ama önleri yol kenarındaki mezarlarda yatanların doğrulmasıyla kesilir. Mezarlıkta “ Aleykümselam ey dünyalılar, üzerinizdeki elbiseler içki kokmaktadır. Bu kokulu elbiselerle buradan geçemezsiniz. Eğer ısrar ederseniz çarpılıp öleceksiniz, eğer ısrar etmezseniz elbiselerinizi çıkardıktan sonra geçebilirsiniz “ diyen garip bir ses, etrafta da olabildiğince uğultulu bir ses yükselir. Canlarını kurtarma telaşına kapılan Davulcu Davut Usta başta olmak üzere, diğer bayılmayan ustalar hemen üzerlerindeki elbiseleri çıkarırlar. Bayılan arkadaşlarının da üzerlerindeki elbiselerini çıkarırlar yol kenarına koyarlar. Arkadaşlarını da ayıltıp yanlarına alarak don gömlek mezarlıktan arkalarına bakmadan kaç!
arak ayrılırlar. Mezarlıktan biraz uzaklaştıktan sonra Davulcu Davut Usta, Zurnacı Zühtü’ye dönerek “ Ulan sarhoş adam sana neydi elin ahretliklerine selam verdin, zurna çalıp uyandırdın “ diyerek davul tokmağıyla başlar Zurnacı Zühtü’ye vurmaya; Kemancı Haydar Usta, Sazcı Cafer Usta başlar Köçek Ali’ye vurmaya derken bir birine girerler, ellerindeki ekmek aletleri olan çalgıları kullanılmaz olur, kiminin kafası kırılır, kiminin eli yüzü sıyrılır. Çalgıcılar yoluna devam ede dursun, mezarda yatanlar mezarlarından kalkarak çalgıcıların tüm paralarına ve elbiselerine el koyarlar.
Gecenin karanlığında evlerine gelen çalgıcıları don gömlek gören aile fertleri şaşkınlık içinde sorar: “ Nedir bu haliniz? “ Herkes bir şeyler anlatır ama en doğruyu davulcu Davut Usta söyler: Hatun, düğün akşam bitti, hava karardı. Durmuş Ağa, bu gece burada kalın dedi ama ben ağanın sözünü dinlemedim. Bizim Zurnacı Zühtü ile Köçek Ali’nin sözünü dinledim. Gecenin karanlığında ve soğuğunda yola düştüm. Yakın köyün mezarlığında geçerken ölüler bizi soydu. “ Davulcu Davut Ustanın hanımı yine şaşkın bir şekilde sorar: “ Hiç öyle şey olur mu herif? Ölüler adamı soyar mı? “ “Soyarlar hatun soyarlar. Geceleyin mezarlıkta sarhoş geçersen, zurna çalıp, zil takıp oynarsanız hem de öyle soyarlar ki elinizde avucunuzda ne varsa alırlar, bir don bir gömlek bırakarak arkana dahi bakmadan eve kadar yollarlar. Fazla uzun etme de yere bir döşek ser, üzerimi de sıkıca ört de yatıp !
kendime geleyim “ der. Hem korkunun hem soğuğun etkisiyle titreyen Davulcu Davut Usta kafasını yorganın içine çeker, derin bir uykuya dalar ve bir daha uyanamaz.
Sabah olur gün ağarır olay kısa sürede duyulur. Olayı duyan Durmuş Ağa çok üzülür. İlçeye gider, ilçe jandarma komutanlığına suç duyurusunda bulunur ve suçluların bir an önce yakalanması talep eder. İlçe Jandarma Komutanlığı hemen harekete geçer, mezarlıkta incelemeler yapar. İncelemeler sonucu ele geçirilen beyaz çarşaflardan yola çıkarak sabıkalı hırsızlardan Tavuk Hırsızı Arap Celal’i gizlendiği kümeste yakalar. Arap Celal’in konuşması ve yer göstermesi sonucu diğer hırsızlardan At Hırsızı Kel Hasan, Koyun Hırsızı Canavar Mehmet ile Tahıl Hırsızı Fare Osman’ı kısa sürede yakalar. Çalgıcıları korkutup soymak amacıyla, çalgıcılardan önce gidip komşu köyün yol üzerindeki mezarlığına gizlenen ve çalgıcılar soyan dört kafadar hırsız, kodesi boylar ama olan Davulcu Davut Usta’ya olur. Kendilerini(çalgıcıları) soyanların mezardaki ölüler değil, Durmuş Ağanın düğüne gel!
en dört kafadar hırsız olduğunu öğrenemeden hakkın rahmetine kavuşur.
Benzer Yeni Konular:
- 24/09/2009 20:31 - Akşama Kadar Yaşamak
- 24/09/2009 20:31 - Niçin Ağızları Kapalı
- 24/09/2009 20:30 - Ahsen-ül Kasas
- 24/09/2009 20:29 - Ahsen-ül Kasas
- 24/09/2009 20:29 - Ahde Vefa
- 24/09/2009 20:29 - Ağızdaki Taşın Hikmeti
- 24/09/2009 20:28 - Adalet ve Tevazu
- 24/09/2009 20:27 - Adalet
- 07/09/2009 08:44 - Fransa da Bir Hidayet Öyküsü
Benzer Eski Konular:
- 07/04/2009 14:28 - Kan Davası
- 16/01/2009 17:06 - Japonya da yaşanmış gerçek bir sevgi hikayesidir.


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.