Alpaslan AKDAĞ
İlkokul üçüncü sınıftaydım.iki derslikli şirin bir okulumuz vardı.Beldenin tek okulu.Dersliklerden biri 10-15 diğeri 35-40 kişilik.Küçük olan sınıf , genelde cezalı öğrencilerin gözlem altında tutulduğu bir nevi nezarethane işlevi görüyordu.Kendi aramızda bu sınıfa karakol diyorduk.Kavga edenler ,okuldan kaçanlar,küfürlü konuşanlar,yan taraftaki bahçelere dalıp aluca (erik) ve payam (badem) çalanlar değişmez müdavimleriydi bu ufak karakolun...
Bombilik adını verdiğimiz bir arkadaşım vardı.Ona bu lakabı kim takmıştı bilmiyorum.Yanılmıyorsam anlamı çınar ağaçlarının dallarında oluşan, ucu toparlak olarak gelişen ve sonbahara doğru serin rüzgarlarla polen olarak etrafa dağılan beyaz pamukçuklardan geliyordu....
Zehir gibi bir çocuktu Bombilik.Kafası Matematik dersine çok yatkındı.Kimse O'nun çözdüğü problemleri çözemezdi.İmrenirdim ona ve gizliden kıskanırdım.Yalnız ben değildim böyle düşünen.Arkadaşlarımın;bazen 'keşke bombilik gibi olabilsek' dediğine çok şahit olmuşumdur. Matematik ve Fen Bilgisi yazılılarında onun yanında/yamacında oturabilmek için kavga ettiğimiz bile olurdu.Çoğu zaman hüsranla biterdi onca didişmelerimiz.Öğretmen O'nu kendi masasına alınca kahrolurduk...
Çok sevimliydi bombilik kıvırcık kestane rengi saçları güzel ve iri yeşil gözleri onu çoğumuzdan farklı kılardı.önlüğü arkadan bağlamalı arkadan düğmeliydi.sürekli giydiğinden rengi solmuştu.Düşmekten,top oynarken hep kalede olduğundan dirsekleri ve pantolonunun diz kısımları ezilmişti.Lastik ayakkabılar ise birkaç zengin çocuğu dışında hepimizin en benzer özellikteki tek giyim malzemesiydi...
Bir gün okula akrabaları geldi.Yüzleri telaşlı ,üzgün ve perişandı.Öğretmenimize alel acele birşeyler söyleyip aynı hızla Bombilik'i yanlarına alıp gittiler.Ne olduğunu anlamadık hiçbirimiz.Öğretmenimiz şaşkınlığımızı anlamış olacak ki bize Bombilik'in babasının şehir merkezinde ,güpegündüz vurulduğunu söyledi.Ölmüştü...
-Kim vurmuş örtmenim?
-Düşmanlar?
-Peki neden örtmenim,neden vurmuşlar?
-Kan Davası...
Birden zihnimi binlerce soru kemiriyor.Bizim düşmanlarımız Fransız,Yunanlılar,İngilizler Ermeniler değilmiydi ? Bunların ne alıp veremediği vardı arkadaşımın babasıyla,ne hesapları vardı?Kan Davası'da neydi ? Çırpındıkça battım bu sorular bataklığında, hiçbir yanıt almadan...
O'nu özlemiştim.Okulu bırakacakmı diye tedirgindim.Sonradan anlamını öğrendiğim Kan Davası'nı O'da sürerse ne olur? Ya eline silah verilip O'da birisini vurursa ? Hapse çoçukları da atarlarmı ? gibi ardı arkası kesilmeyen ütopik soru- cevaplarla örülü korkularımla yaşadım günlerce...
Aradan Birkaç hafta geçti.Arkadaşım Bombilik terkrardan okula başladı.Simsiyah Önlüğü önden düğmeli,pantolonu gıcır gıcırdı.Kıvırvık saşları taralı , çantası sırttan kemerli,o hepimizin ortak yazgısı lastik ayakkabıların yerini cilet gibi esem spor ayakkabılar almıştı.
Eksik birşeylerin varlığını taşıyan yüzüne keder hiç yakışmıyordu.Oyunlarımıza katılmıyor,yalnız kalmak istiyordu. Coşkun şelaleri andıran o hareketli çocuk kanatlanıp uçmuşta, geride suskunluğa dair birşeyleri emanet bırakmıştı ama neydi ?
O iri yeşil gözlerini...
Evet artık gülmüyordu o iri yemyeşil gözleri Bombilik'in
Feri kaçmıştı sanki,sönmüştü ateşi,erimişti...
2003
( 1 Vote )
- 24/09/2009 20:31 - Niçin Ağızları Kapalı
- 24/09/2009 20:30 - Ahsen-ül Kasas
- 24/09/2009 20:29 - Ahsen-ül Kasas
- 24/09/2009 20:29 - Ahde Vefa
- 24/09/2009 20:29 - Ağızdaki Taşın Hikmeti
- 24/09/2009 20:28 - Adalet ve Tevazu
- 24/09/2009 20:27 - Adalet
- 07/09/2009 08:44 - Fransa da Bir Hidayet Öyküsü
- 08/04/2009 19:11 - Mezarlıkda Soygun
- 16/01/2009 17:06 - Japonya da yaşanmış gerçek bir sevgi hikayesidir.


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.