Yazdır
PDF

Türkiye de Edebiyat ve Dergicilik

Yazar Adem Korkmaz on . Posted in Hicran Dergisi - Adem Korkmaz

Yıllar  oldu…Şiirlerle haşir neşir olmak farklı bir tat.Çıktığım bu uzun yol bitecek gibi görünmüyor.Kendimi tanımaya başladığım andan bu yana adına şiir dedikleri kavramla birlikteyim.Elbette çok zorluklar gördüm.Defalarca yazmaya küstüm,yazdığım şiirleri saymak adedim olmadığı için sayısını soranlara binlerce diyordum.Aslında hiç de öyle değilmiş.hepsi hepsi beş yüz kadar şiir,her yazdığım şiirin ayrı bir öyküsü bulunmakda.Zira şiir yazmadan önce mutlaka öyküsünü yaşamanız gerekiyor.Aksi taktirde gönül alıcı şiirler üretemiyorsunuz.
Şirin yanında roman,makale,hikaye gibi çalışmalara imza attım.

Yarım kalan dua’yı yazmak,üzerinde çalışmak,defalarca kontrolden geçirmek,kitap haline dönüştürüp okuyucuyla buluşturmak benim tam yedi yılımı aldı.Düşünsenize bir kitap ancak yedi yılda size ulaşıyor.Yazılma ve kitaplaşma süresinin uzunluğu kadar iddalı olduğunu düşünüyorum.Ve bu yüzden herşey de mütevazilik gösteren ben  Yarım kalan dua için kibir sergiliyorum..

 

Yarım kalan dua “yiğit bir gencin çile dolu hikayesi” diye yorumlandı.Yayınevinden son aldığım habere göre ilk baskısı dokuz ay önce tükenmişti.Ankaraya yolum düştüğünde Yarım kalan dua yı “Hicran yayınlarından” yani kendi yayınevimden çıkartmıştım.Ankarada Rüzgarlı caddesinde gezinirken Fecr yayınları levhasını gördüğüm de yanımda bir adet kalmış hicran amblemli romanımı göstermek aklımdan geçti,Zira Hicran yayınlarının maalesef yalnızca adı kalmıştı.Yarı tasalı ve hüzünlü bir şekilde fecr’in kapısını çaldım.Meğer Fecr yayınları üç kola ayrılmış;Meneviş,EskiYeni ve tabi Fecr.Fecr yayınları müdürü Hüseyin Nazlıaydın yeterince ilgilendi.Romanı masasına koydum;

-Okuyun!beğenirseniz kitabımı basmanızı istiyorum.Kitap dünyasını ve bu işle uğraşan insanların çektiği zorluklardan konuştuk biraz.Yayıncılığın zorlukları,edebiyat,dergicilik konumuz olmuştu.Ve özellikle her kitabı basmadıklarını söylüyordu hitabına vurgu katarak!Bir bardak çay içme süresince orda bulunup romanı bırakarak ayrıldım.

Bir ay sonra Hüseyin Nazlıaydın aradı.Roman onu ağlatmıştı..

Telefona sarılmış kitabı basacaklarını söylüyordu..

Ve Meneviş yayınlarında farklı versiyonuyla bir kez daha Yarım kalan dua yayınlandı.

 

Daha öncesinde Türkiye'nin büyük yayınevlerinden Timaş'ın genel yayın yönetmeni Emine Eroğluyla Yarım kalan dua için uzun bir görüşme trafiği başlatmıştım.Hicran yayınlarından önce.Emine hanım kitap için olumlu ithaflarda bulunmuş basılabileceğini söylemişti.Yayın kurulunun toplantısında kitapla ilgili görüşme yapacakalrını da ifade etmişti.Bu deyişler haftalarca hatta aylarca sürdü.Sonrasında genç bir yazarın heyecanını ancak onu yaşayanların anlayacağı uslupla hicran yayınlarını kurarak romanımı kendim neşreddim.

 

Başarılı olmak bazen yetmiyor.Ticarette de başarılı olmalısınız.Hicran dergisi,hicran yayınları genç ve amatör bir ruhun ürünüydü.Bu ruh yorgun düşünce sesi kesildi..

 

Son iki yıldır yeniden o heyecanlı ruhu var edebilmek için elbet de gayretlerim sürüyor.

Ama yedi yıldır bir çok yol katettik bunun tecrübesi kuşkusuz tartışılmaz.

İşte Konumuz olan dergicilik ve edebiyat!

Bu işlere istekli şevkli bir çok arkadaşımız var.Kimi yarı yolda garip kalıyor,kimi hiç başlamadan bitiriyor,bazıları ise saman alevi gibi  büyük tutukuları çabuk bitiyor.Özellile bazıları varki onlar en acınacak olanlardır.Bu dünyanın nasıl oldğunu bilmeyen birkaç şiir ve makaleyele ünlü olacağını buna mukabil çok paralar kazanacağını sanan kişiler.Hicran dergisi Maalesef bu kişilerden çok görmüş bir dergidir.Bir yazıyla ünlü olacağını,herkesin onun ismini duyacağını zannedip sonucu görünce yelkenleri alafora edip terkedip gidenlerle doludur Hicran dergisin mazisi.

 

Aslında onlarda haklı(!).Eğer Avrupada bir yayın organında bu işi yapmış olsalar elbette istediklerine ulaşabilriler.Ama burası edebiyatın öksüz ve garip olduğu tek ülke Türkiye.Ne zaman ki posta,hürriyet gibi gazetelerin trajı düşerse işte o zaman dergiler ve edebiyat soluk alır!

Eğitimsiz bir halkın olduğu ülkede ancak bu gazeteler en çok satanlar listesine girebilir!Yabancı ajansların internet sitelerinden tercüme edilmiş haberlerle bunlar okunuyor,bilinçli bir halk buna müsaade edermiydi.Yaptıkları yerli haberlerin ise yarıdan çogu yalan ve uydurma haber olarak nitelendirliyor…

Sanırım onlarda haklı.(!)

Kartel dışındaki basın kuruluşları da ancak bu gazeteleri taklit ettiklerinde rekabet edebiliyorlar.Aksi taktirde trajları komik rakamlarda kalıyor,itibar görmüyorlar.

 

Neden gazeteleri anlattım.Konumuz edebiyat siz eğer bir kitap yazdıysanız mutlaka tanıtıma ihtiyacınız var,dergi çıkartıyorsanız tanıtıma ihtiyacınız var ve kuru basit bir reklamla  gerekli taraftarı bulamazssınız.Ya sizin bir makaleniz bu gazetelerin kültür sanat sayfalarında yayınlanacak,yada sizle roportaj yapacaklar.

Kitabınız hakkında kısa bir açıklama yazarak kargoya verip,ulusal gazetelerin kültür sanat editörlerine göndermeniz gerekiyor.Bunu yapmak kolay!Bundan sonrasın da bu gazeteye reklam verirseniz sizin kitabınızdan kültür sanat bölümün de kesitler vererek tanıtım yapar.Aksi halde sonuç alamazsınız.İğrençliğe bakarmısınız,amacımız Türk kültürüne katkı,gazetecilik ilkelerine uymaya söz verdik masallarına bakarmısnız!Yani her yerde olduğu gibi burdada devreye maddiyat giriyor.Yani ne kadar para o kadar …

Aynı şey kısmen dergiler içinde geçerli.

 

On yıl önce yayın hayatına girmiş bir edebiyat,kültür sanat dergisi onyıl önce neyse şimdi yine aynı.Bir adım yol alamamış..Okuyucusu aynı,alıcı aynı…

 

Diğer kuruluşlar,internet siteleri bazı yayın organları..Malesef çürümüş durumdalar.Adam kayırmacılık,ben bencilik kaliteyi her geçen gün daha fazla düşürüyor..

 

Eee o zaman ne olacak!Başaranlar nasıl başarıyor?İşte bu sorunun cevabı makalemizin temelini oluşturuyor.

 

Bu soruya cevab vermek gerçekten zor mesele.Malesef  ayak da kalmak istiyorsanız ilgileneceğiniz alanlar yanlı ve yönlü olmalı.Yani ya iktidardan yana yazılar,yayınlar yapmalısınız ki bu edebiyat veya kültür sanat değildir. Yahut muhalefet etmelisiniz.Burda sunduğum gibi ya solcu olacaksınız fanatikçe,saçma sapan,uçuk kaçık fikirler ortaya süren,yahut aynı uçlukla milliyetçi…

Kürtçü kavramlarla ilgilenip yasaklı örgütlere gölgeli mesajlar veren yayınlar neşrederedip,makaleler yazmalısınız ki;yazar veya şair ünvanı alabilesiniz bununda kültür sanat’la edebiyatla uzaktan yakından alakası yoktur.

Veyahut dini kullanmanız gerekiyor,cemaatleriniz olacak hocanın isteğiyle bir kişi aynı anda derginizi veya kitabınızı onlarca alacak,eşine dostuna dağıtacak kadar edebiyat severler (!) bulmalısınız.

Veya din düşmanı olacak,toplumun dininin peygamberine saldıracaksınız..

Onu da yapamazssanız içinde yaşadığınız millet için yüzde atmışı aptal diyeceksiniz.

Veya uc görüşlü bir derneğin yürüyüşüne katılacaksınız!Çok kişi olmasına gerek yok!Yedi kişinin gösteri yaptığı bir alana yedi kameranın geldiğini kendi gözlerimle gördüm.Uç ve garipsi  görüşlü derneğin gösterisine siz katılınca ordaki yedi kurbanda silik insanlardan oluşacağı için sözcü aramızda yazar da var diyecek, kısa boylu muhabir elindeki beyaz kağıda adını ilk kez duyduğu yazarın ismini işleyecek ve ertesi günkü gazetede ama olumlu ama olumsuz reklamınız yapılacaktır.Dahası da var;

Sonrasında karşı görüşdeki grubun medyası bu olayı eleştirmek için haber yapacaktır dolayısıyla yine zikredileceksiniz.Ve yazar yahut şair ünvanını almış olackasınız.Bu ünvanları aldığınız yolun kültür sanat’la,edebiyatla kuşkusuz alakası olmayacak.

 

Türkiye’de edebiyat alanında söz sahibi olmak,Türkiye de yazar veya şair olmak aslına bakarsanız yukarda okuduğunuz gibi hiç de zor değil!

Tabi bu kadar kolay olunca bir Dostoyevski bir Victor Hugo bir Stendhal yetiştiremiyorsunuz.Bu ülkede yıllardır kültür sanat  ve edebiyat kavramlarının içi doldurulamadı.Köşeleri kapanlar rantlarını düşündüler.Benim adamım,benim grubum,ben ben egositleri gençlerin önünü açmadı.Siyasi düşünceler ön planda tutuldu ve bilinçli bir şekilde cahil halk oluşturuldu.Posta gibi gazetelerin en çok sattığı ülkede edebiyat’dan bahsetmek sanırım safdilik olacaktır.

 

Orhan Pamuk’un aldığı nobel ödülünü hepimiz izledik,yazdık,çizdik.

Orhan Pamuk nobel ödülünü nasıl aldı biliyor musunuz?

-Evet hepiniz biliyorsunuz!

Adem Korkmaz

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


Yorum ekle


Güvenlik kodu Yenile