|
Şeyma YOL Bir Tatlı Huzur
Huzur...Araryıpta bulamadığımız,bulupta doyamadığımız...Bazen ''kim kaybetmiş ki ben bulayım'',kimi zaman ise ''sonunda huzura kavuştum'' gibi çelişki arzeden cümlelerle 'insan nankördür' sözünü teyit ettirdiğimiz...Kimine yıldızlardan daha uzak;kimilerine ise şahdamarından yakın... Yolculuk esnasında tanıştım Emine Teyze'yle ve yol boyunca hiç yorulmadan bana hayatından kesitler anlattı. Huzurundan,huzursuzluğundan; yalnızlıktan biraz da kalabalıktan dem vurdu.Antika eşyalar alıp satıyor, böylece ekmeğini taştan olmasa bile, eskidikçe kıymetlenen çanak ve çömlek parçalarından çıkarıyordu.O parçalarla oyalanmaktan, antikacılarla giriştiği pazarlıklardan, o parçaları köşe bucak saklamaktan büyük haz aldığı belliydi. Emine Teyze huzur bulmak için Kalamış'a değil ama İstanbul'un çeşitli semtlerine gidiyordu.Huzur o kadar uzaklarda mıydı bilinmez ama; huzursuzluk da çok yakınındaydı.Hala çok sevdiği gözlerinden belli olan eşini anlatırken durgunlaştı birden ve daldı uzaklara.
Karanlıktan dışarıyı göstermeyen pencerelerde kimbilir neler geçiyordu gözlerinin önünden...Eşi içki içiyordu ve halk arasında da söylenegelen 'içki bütün kötülüklerin anasıdır' tabiri yerini buluyordu Emine Teyze'nin anlattıklarında.''Gözü hiç birşey görmez, beni öldüresiye döver'' demişti eşinin sarhoş zamanları için...Aslında herşeyi vardı Emine Teyze'nin; onu yalnız bırakmayan çocukları,torunları,malı,mülkü...Ama bir yanı hep eksikti söylediklerine göre...Gecelerini,yüreğini huzursuzluğa boğan birşeyler vardı.Yine de bu huzursuzluğa ''belki de imtihanım bu,başımüstüne'' diyebilecek iç huzura ve inancı bulabiliyordu kendinde. Huzuru bu dünyada bulmuş kaç kişi vardır ki zaten?..Bulanın bulduğu ise, gerçek midir,yoksa gün gelip avuçlarının arasından kayıp gidecek bir huzur(!) mudur?...Huzur gönülde duyulan mıdır,yoksa nefsimiz ve bedenimiz de işin içinde midir? Bazılarımızın huzuru, mürekkebin kalemle; kalemin kağıtla; yazılanların ise yürekle buluştuğu yerde başlar.Bazılarına göre ise, dostların yüreğine sığınmaktır huzur.Yusuf'un Züleyha'ya yüz çevirmesi; Ferhat'ın kazmayı son kez vurmasıdır dağlara...Bülbülün güle, pervanenin şem'e vuslatı; annenin evladına duasıdır...Belki de gurbette yüreği titreyerek sıladan beklediği güzelhaberleri duyabilmektir huzur...Çoğu zaman secdeye baş koymak, iki satır Kelamullah okumaktır.Gözlerde yaş, yürekte gam duaya durmak; Zat-ı Zü'l Cemal' e içten bir yakarıştır...Belki de ''tatlı huzur'' budur; sahtesi de huzursuzluğu da olmayan...Hem değil mi ki, huzur Klamış dedikleri o yerden daha yakınımızdadır ve oraya gitmeye hiç mi hiç gerek yoktur... O tatlı huzuru iç dünyamızda, gönlümüzde duyabilmek ümidiyle....
|