• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • dark
  • light
  • leftlayout
  • rightlayout
Arızalı Gelecek PDF Yazdır E-posta

Muammer DERİN

http://hicrandergisi.sitemynet.com/mynet_resimlerim/kangul.gifArızalı gelecek!

Yarınımız  olan  gençlerin  ahvali  nedir?  Yarınlarımız  ne  durumda!   Sistem  harıl  harıl  eğitiyor   gençleri...de!  Övünecek  durumdamıyız?
Bu eğitim sisteminden yetişen gençlerle tanışın, konuşmaya çalışın. Bir vesileyle bir arada bulunuyorsanız izleyin onları. Kendini ifade edemeyen üniversite mezunları onlar. 1980 kuşağı. Onların bilgisayarları var. Akıl yürütmeye, mantıklı düşünmeye ihtiyaç duymuyorlar. Hayatı kurgulayıp sanallaştıran, insanı duygularından arındırıp robotlaştıran bir “kültür”de yetiştiler. Slogan belli: “iste ve yap!” http://www.aybak.org/tehlike_uyari/t21.gif
Müzakere etmek, tartışmak, sormak, araştırmak, hele sabretmek hoşlandıkları şeyler değil. En önemlisi bilgiyi, birikimi, tecrübeyi önemsemiyorlar. Dedik ya onların bilgisayarları var. Tuşları tıklayarak kuruyorlar dünyalarını...Kalabalıklar içinde yalnız yaşıyorlar. Ben.. ben.. ben! diyorlar; “biz” olamıyorlar. Paylaşma, dayanışma, yardımlaşma duyguları zayıf.
Kollektif şuurla tanışmadıkları için, bir arada duruyorlar ama ekip olamıyorlar, takım kuramıyorlar. 1980 sonrasının gençliği onlar.
Siyaseti camiye, kışlaya, üniversiteye sokmayan bir anlayışın ürünleri. Toplumsal duyarlılık taşımıyorlar. Tek kaygıları kendileri. Ne istediklerini bilseler razıyız da sosyal değiller, kalabalıklar içinde yalnızlar demiştik ya, “biz” içinde var olabileceklerine  inanmıyorlar.
Özgüven eksikliği onları bir an önce fark edilmek, öne çıkmak duygusuna yenik düşürüyor. Öne çıkmak ve fark edilmek dışında pek bir amaçları, ilkeleri yok. Abartıyor muyuz acaba? Diplomaları var ama meslekleri yok, vasıfsızlar. 1980 sonrası demokrasiyi rayına yerleştirirken unuttuk onları. Bizim çocuklarımız onlar; iletişim kuramadığımız, açmazlarını,
ikilemlerini, sıkıntılarını, kaygılarını bilemediğimiz, konuşamadığımız, sadece benim yaptığım gibi SUÇLADIĞIMIZ bizim evlatlarımız onlar. İhmal ettiğimiz yarınlarımız yani. Yalnız onlar mı? Onları eğiterek yitirdik. Bir de sokağa sattıklarımız var; sokak çocukları dediklerimiz...
Coğrafyaları vatan yapan değerler vardır. Ve kitleleri millet yapan. Adalettir, fırsat eşitliğidir, sosyal dayanışmadır, yardımlaşmadır bu değerler. Üzüntüleri, acıları, hüzünleri bölüşerek azaltabilen; sevinçleri, coşkuları paylaşarak çoğaltabilen toplumlar millet olur. Bu değerleri aşındıran, yitiren toplumlar, sevinçlerini paylaşamadığı gibi acıları, sıkıntıları, problemleri bölüşemediklerinden çözüm de üretemezler ne yazık ki!..
Mutluluğu, sahip olduklarıyla mutlu ve huzurlu bir toplumun ferdi olmakta değil, kendi sahip olduklarıyla mutlu olmakta arayan; paylaşmayı, bölüşmeyi bilmeyen bireylerle sosyal toplum olunmaz. Ve elbette hiçbir sosyal, toplumsal mesele de çözülemez. Tıpkı bizim toplumumuzda olduğu gibi, tıpkı sokaktaki çocuklarımızın, gençlerimizin sorunlarında olduğu gibi...Hepimizi sarsan sansasyonel olaylar dışında, umursamadığımız bir toplumsal problem var: “SOKAK ÇOCUKLARI”.
Bu ifade bile aymazlığımızı, ilgisizliğimizi ele veriyor. Ne demek sokak çocukları, onlar bizim çocuklarımız değil mi?  Bu topluma ait, bu toplumun geleceği değil mi? Sokağın çocukları mı, yoksa bizim sokaktaki çocuklarımız mı? Terk ettiğimiz, ilgilenmediğimiz, hatta yok saydığımız, bizim çocuklarımız, SOKAKTAKİ ÇOCUKLARIMIZ.
Dünyadaki tek çocuk bayramı olmasıyla övündüğümüz 23 Nisanlarda, geleceğimizi sembolize eden yavrularımız arasında,  mendil satan, ayakkabı boyayan, tamirci çırağı çocuklarımızı neden görmüyoruz? Onları yok sayanlar kimler? Gençlik problemleri deyince, lise ve üniversitede okumayan milyonlarca genci hatırlayana rastladınız mı? Onları yok sayanlar kimler?.. Bu nasıl anlayıştır? Problemlerimizi bu anlayışla mı çözeceğiz? Yarınlarımızı bu anlayışla mı kuracağız?..
Sokaklar o çocukların tercihi mi, ailelerinin tercihi mi? Onları sokağa iten sosyal problemlerin, ekonomik problemlerin, ahlaki,  psikolojik problemlerin sebebi onlar mı?..
 Nerede çocukları, gençleri koruyan yasalar, nerede uluslararası anlaşmalar? Nerede Anayasanın sosyal devlet ilkesi, nerede ahlak kuralları, nerede toplum duyarlılığı, nerede siz, biz, devlet, hepimiz, toplum olarak bu problemin neresindeyiz?..
Toplum, bir vücudun uzuvları gibidir. Bir uzuv ağrıdığında diğerleri de acıyı hisseder. Hislerimizi mi kaybettik? Parklara “çiçekleri koparmayın” levhaları dikip birbirini uyaran toplum, evinden, ailesinden, arkadaşlarından, çevresinden, hatta hayattan kopmuş,
koparılmış binlerce evladına nasıl ilgisiz kalır, nasıl duyarsız olur?
Ancak sansasyonel olaylar olduğunda ve toplumun “değerli” saydıkları zarar gördüğünde ve yalnızca polisiye tedbirleri  konuşmak nasıl bir ruh halidir, nasıl kör bir bakıştır? Meseleye şirket bilançosuna bakar gibi bakıyoruz; şu kadar çocuk yaşıyor  sokaklarda, hımm, bu kadarı tiner bağımlısı, hımm! Bütün toplumsal çürümüşlüğün altından aynı yafta çıkıyor: ‘duyarsızlık’, ‘ilgisizlik’.
Sormayan, araştırmayan toplum, bilgi sahibi olmadığı meselelere duyarsız kalıyor ve her türlü yönlendirmeye açık oluyor.  Dört tane kelli felli adam, “Uganda bizim komşumuzdur!” dese, korkarım bu toplum, haritaya bakıp “Hadi canım sen de!” demeyecek...
Elbiselerini değiştirip karınlarını doyurarak sokaktaki çocukların dramını sonlandıramazsınız. Rakamlarla anlatılan meselenin insanın yüreğini yakacak yüzlerce öyküsü vardır, yüzlerce! O öykülerle yüzleşmeliyiz. Ekonomik çaresizlikle, çevre baskısıyla, kanun zoruyla ayakta duran enkaz halindeki aile yapısını düzeltmeden sorunu çözemeyiz.  Çocuklarını evde tutamayan aile yapısına gözlerimizi kapatarak sokaktan çocuk toplamakla sorun çözülür mü Allah aşkına?!
Çözüm önerilerine bakar mısınız: “Binalar yapalım, orada barınsınlar!” diyor birisi, “Issız bir adaya toplayalım!” diyor öteki. Henüz sokağa düşmemiş binlerce çocuğu evlerinde tutan, ailelerinden gördükleri sevgi ve şefkat değil sokakların ürkütücülüğüdür.  Cazip hale getirirseniz, binalar, adalar tahsis ederseniz göreceğiniz manzarayı tahayyül bile edemezsiniz...
Hep aynı sığlık, aynı yüzeysellik! Bizim eğitimden anladığımız nedir? Okul ve diploma. Kurdeleye sarılmış kartonların yeterli  olacağını zannediyoruz. Sonuçları ortada iken eğitimin okulu destekleyen diğer etkinliklerle, diğer yöntemlerle bir bütün olduğunu anlamayacak mıyız?  Hayata değer olarak katıp yaşayamadığımız ezberler, zihnimizi yoruyor sadece. Bu yorgunluğu, bitkinliği aktarıyoruz çocuklarımıza, körpecik dallar taşıyamıyor, kopuyor hayattan. Çiçekleri koparmayın tabi, dallarında kalsınlar... Çocuklar da... Çocuklar çiçektir. Lütfen koparmayınız...
 
< Önceki   Sonraki >

 kartallar les yemez

Yarım Kalan Dua
Adem KORKMAZ

Bağlantılar

Görsel Arşiv

Hicran dergisi 1. sayı arsiv

002.jpg

hicran 2 sayı

004.jpg

005.jpg

kapak6.jpg

say_7.jpg

say_8.jpg

say__11.jpg

kapak.jpg  


Web Analytics