Ergenekonunuzu Sevsinler....,Gladyonuzu...!
Türk toplumunun geleneğinde demokrasi kültürü yoktur.Tarihin hiç bir döneminde, sorunlarını tartışarak birlikte çözüm üreten bir toplum olmamıştır. Devlet geleneğinde, (Hem göçebe, hem de yerleşik düzene geçmiş bir toplum iken) bir otoriteye taat en belirgin özellik olmuştur tarih boyunca. Şaman kültürün egemen olduğu (göçebe) dönemlerden, İslam dinini kabul ettikten sonraki (yerleşik) dönemlere kadar tarih boyunca itaat kültürünün boyunduruğundan kurtulamamış; kurtulmak için herhangi bir sahici çaba içine de girmemiştir.
Türk devlet geleneğinde süpriz yoktur. Kurumlar, bürokrasi,toplumun bütün katmanları bütün sosyal sınıflar, kime ne kadar nasıl itaat edeceğini bilir.Saltanat sahipleri bellidir.Otoriteyi temsil yetkisi olan hanedanlıklar bellidir.Padişah da bellidir,veliaht'ı da. Beyler de bellidir paşalar da!Gelenek de (statüko) bellidir kurallar da. Yöneten sınıf hakkını bilir...Yönetilenler de haddini bilir!..... Demokrasi öyle mi ama?Haspada türlü türlü huylar var!
|
Türkan Saylan fenomeni
Türkan Saylan hocamızı 1972 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğrenci iken tanımıştım. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nin arkasında konuşlanmış Lepra Hastenesi’ni bize gezdirmişti.
Elleri, burunları kopmuş, sigara yanığı acısını bile duymayan Lepralı hastaları o gün bize anlattı ve hastaların elinden tuttu. “Korkmayın bulaşmaz, gerçi ‘Kur’an’da cüzzamlılardan aslandan kaçar gibi kaçınız’ denir ama maalesef bilimsel olarak bu görüş yanlıştır” demişti.
O tarihte konuyu araştırdım. Bahsedilen konu hadis olarak geçiyordu ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili asırlar sonra anlaşılacak ‘Karantina’ tavsiyesi ile ilgili bir peygamber sözü idi. Türkan Hoca o sözü alıp bugüne getirip, çarptırıp sonra da genelleme yapıp insanların kutsalına dokunmaktan çekinmemişti.
En son bu konuda konuşurken Nevzat Yalçıntaş'ı dinledim. Mustafa Kemal'in, Hz. Peygamber'in türbesinin muhafazası için tepkisini gösteren bir belgeden söz ediyordu ve bu olayın onun dine bakışını belgelediğini söylüyordu..
Yalçıntaş Hocanın sözünü ettiği belge neredeyse, kimdeyse açıklanmalı. Bu belge niye açıklanmıyor? Ortaya çıkarsa birilerinin Atatürkçülüğünün ve laiklik yorumunun zarar görmesinden mi korkuluyor? Gerçek neyse o! Gerçek herkes için en iyi olandır..
En son Nutuk'ta nasıl tahrifatlar yapıldığından söz ediyordu bir arkadaş.. Bir başkası da Mustafa Kemal adına nasıl sözler uydurulup bu sözlerin duvarlara asıldığını anlatıyordu. Bir başkası, Mustafa Kemal heykellerindeki garipliğe, bir başkası resimlerin dilindeki farklı imajlara vurgu yapıyordu. Ben yıllar önce “Bir Başka Açıdan Kemalizm” kitabının kapağına bu dört eğilimi/yorumu/bakış açısını gösteren 4 farklı resim koymuştum..
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir'den yola çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir.
Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih’in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rum dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.
Her fırsatta yerden yere vurduğumuz Laiklik, içi birazcık boşaltıldığında dahi ne tür karmaşaların yaşanabileceğini bizlere bir kez daha göstermiştir.Laikliğin içi boşaltıldığında o boşluğu cemaat kadrolaşmalarının akıllara durgunluk verecek hızla doldurduğuna da hep birlikte şahit olduk.Laiklik yara aldığında beraberinde birçok kavramında yara alacağını yaşayarak hepimiz gördük, görmekteyiz. İyi ama bütün bunlar birden bire mi oldu?
Bir sabah kalktığımızda ansızın kendimizi bitmek tükenmek bilmeyen münakaşaların içinde mi bulduk.Elbette hayır.İnce hesap edilmiş bir planın uzun zamandır sistematik uygulanması sonucu bu noktaya geldik.
Her şey birbirine girmiş durumda. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Adamlar; bin bir türlü fırıldak çeviriyorlar adına da; “Cumhuriyeti korumak ve kollamak” ismini veriyorlar. “AB’ye hayır” derken, statükoya evet diyorlar. Bunun altında; “Biz demokrasi istemeyiz, insan hakları ihlalinden memnunuz”, “Türkiye; gelişen, ilerleyen, diğer ülkelere lider pozisyonunda olmasın...”
“Fikir geliştirmesin” tarzında düşünce sergiliyorlar! Yıllardır yapılanma içine girmişler, her kesimden, her mahfilden adamlarına görev sunmuşlar...sonra da; “Bu iktidar kadrolaşıyor” diye vaveyla koparıyorlar. Hangi taşı kaldırsanız altından hukuksuzluk, ülkeyi batırma, başkalarına peşkeş çekme... çıkıyor. Adam çıkıyor halkı eşek yerine koyuyor. Üstelik bunu söylerken de, gayet mağrur, gayet kendinden emin... bir şekilde havalara giriyor! Yine birisi konuşmalarında; “% 99’la gelseler ne yazar...” diyecek kadar gözü dönüyor, “Şeriata hayır” derken; “İslam’a hayır”, “Müslümanlığa hayır” demek istiyor.
Sizi daha iyi tanımak için sahabenin hakkınızdaki görüşlerini okudum. Sizinle ilgili çok şey öğrendim; Bir tebessümünüz her şeye bedeldi, gülünce güller açardı yüzünüzde… Size bakılınca unutulurdu çile, keder… Çehrenizde nur, sözlerinizde etkinlik, dilinizde ise güzellik vardı. Adınız anılınca sevgi, kardeşlik hoşgörü ve insana değer vermek gelirdi akıllara… Mütevazı bir yaşantınız vardı. Oldukça cömert, cesur ve sözünüze bağlıydınız.
Öfkenize hâkimdiniz, ancak zülüm, baskı ve zorbalığa karşı sinirlenir, yapılan haksızlık giderilinceye kadar hiçbir şey öfkenizi durduramazdı. Doğruyu hiç kimseden çekinmeden haykırırdınız. Konuşmalarınız hayranlıkla dinlenirdi. İlim sahiplerine daha fazla değer verirdiniz. Yaratılış ve ahlak itibariyle insanların en üstünüydünüz. Çünkü siz; Allah’ın elçisi, Kâinatın Efendisi ve Kur’anda övgüyle yüceltilen Hz. Muhammed’siniz.
Ömür denen hayat tablomuzda neler yazdık? Kaç yaşına geldik? 20’ mi? 40’ mı? 60’ mı? Fatih Sultan Mehmet 21 yaşında İstanbul’u fethetti. Ehlullahların dikkat çektiği gibi... Ya bizim tablomuz nasıl?
Madem cennette, koltuklara yaslanmış bir şekilde yaşadığımız dünya hayatından konuşulacak, acaba o şartlara uygun söyleyecek sözümüz var mı?
O koltukta ne söylenir? Benim yaşadığım dönemde enflasyon şöyleydi, ekonomi şu seviyede idi, para piyasası, krediler, borsalar böyleydi...
Veya Fenerbahçe Galatasarayın durumu, saatlerce süren maç yorumları mı?
Pazar, 19 Nisan 2009 14:02 Gündem
Ali AKKUŞ
"Maşallah Türkan Hanım -rahatsızlığına rağmen- gece yarılarına kadar televizyonda, gün boyunca gazete sayfalarında ağzına geleni söylüyor."
"O cephanelikleri, cinayetleri, fişlemeleri, işkenceleri, Güneydoğu'da ensesine kurşun sıkılan Kürtleri, Şemdinli'yi, lahikayı, planları, dinlemeleri, bombalamaları unutturmaya çalışıyorlar.
Tutuklanan hocaların her birinin 'darbeci generaller' ile yaptıkları görüşmeleri, hizmet arz etmelerini, yol göstermelerini, cübbelerinin altından gözüken 'postallarını' Türkan Hanım'ın resminin arkasına saklamak mümkün mü?"
Evet, Ahmet Altan böyle soruyor. Ama dün bazı gazeteler öyle bir saklama yapmışlar ki; bu haberlere bakan, Ergenekon davasından tutuklanan profesörleri göremiyor bile.
Anmak mı, anlamak mı? Siz bu sorunun üzerine düşüne durun, ben yazımı paylaşayım :) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya Suresi 107) diye buyurur ilahi kelam ve başka bir ayette: Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. (Ahzab 45) buyurarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) asıl gönderiliş sebebini açıklar… Ahlakı Kur’an olan bir peygamber, şüphesiz en çok da Kur’an’a danışılarak öğrenilir. Onun hayatı(sünneti) ile Kur’an bir bütündü. Kur’an-ı Kerim’de bizlere Hz. Peygamber’in (s.a.s.) vasıflarından, tabiatından, karakterinden açıkça bahsedilir.
Kur’an, Hz. Peygamber ( s.a.s )’i her şeyden önce bir insan olarak takdim eder. (İsra Suresi: 89–95, Kehf - 110) İnsan olmasının yanı sıra adil ve dürüst (Hadid 57–25), güzel ahlâk sahibi (Kalem 68–4), güvenilir (el-emin), merhamet sahibi (Tevbe Suresi, 9–128), dosdoğru yolda olma (Hûd 11–112), emanete sahip çıkma vb. gibi (Nisa 4–58), insanlığın her an muhtaç olduğu değerlere sahip bir insan/bir peygamber olarak tanıtılır.
Cumartesi, 18 Nisan 2009 11:17 Bülten
HİCRAN Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi yazı işleri müdürü Adem hocama,
Derginizi beğenerek izliyorum, yayınlanması amacıyla yeni öykü ve yazılarımı göndermeye devam edeceğim. Çalışmalarımı ana sayfada değerlendirerek yer verdiğiniz için ve değerli yazarlarınız arasında adımı yazdığınız için çok sevindiğimi özellikle belirtmek isterim.
Size, Derginin yayın yönetmeni Muammer hocama, yayın danışmanı Sati hocama, kültür ve sanat editörüne, grup başkanına, yayın kurulu üyelerine, yazılarını zevkle okuduğum yazarlarına ve bu güzel derginin hazırlanmasında emeği geçen tüm çalışanlarına selam ve teşekkür ederim. İleride sizlerle daha iyi tanışmak dileğiyle kendimi kısaca tanıtmak istiyorum;
| | |