|
Şeyma YOL Bir Tatlı Huzur
Huzur...Araryıpta bulamadığımız,bulupta doyamadığımız...Bazen ''kim kaybetmiş ki ben bulayım'',kimi zaman ise ''sonunda huzura kavuştum'' gibi çelişki arzeden cümlelerle 'insan nankördür' sözünü teyit ettirdiğimiz...Kimine yıldızlardan daha uzak;kimilerine ise şahdamarından yakın... Yolculuk esnasında tanıştım Emine Teyze'yle ve yol boyunca hiç yorulmadan bana hayatından kesitler anlattı. Huzurundan,huzursuzluğundan; yalnızlıktan biraz da kalabalıktan dem vurdu.Antika eşyalar alıp satıyor, böylece ekmeğini taştan olmasa bile, eskidikçe kıymetlenen çanak ve çömlek parçalarından çıkarıyordu.O parçalarla oyalanmaktan, antikacılarla giriştiği pazarlıklardan, o parçaları köşe bucak saklamaktan büyük haz aldığı belliydi. Emine Teyze huzur bulmak için Kalamış'a değil ama İstanbul'un çeşitli semtlerine gidiyordu.Huzur o kadar uzaklarda mıydı bilinmez ama; huzursuzluk da çok yakınındaydı.Hala çok sevdiği gözlerinden belli olan eşini anlatırken durgunlaştı birden ve daldı uzaklara. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Şeyma YOL Meyveli Ağaçlar
Ah şu insanlar!..Artık kime,nasıl hitap edeceklerini,neyi nasıl ifade edeceklerini,birileri hakkında ne yazıp çizeceklerini,asıl özgürlüğün ne olup olmadığını bile iyice karıştırır oldular. Hümanist, reformist, Calvinist, ateist, sosyalist, liberalist…Bu kelimeler Türkçe mi, değilse hangi anlamları ihtiva eder,ne yer ne içerler?...Bunlar da Batı’nın köhne zihniyetlerinden çıkagelen ve zihinleri bulandırmaktan başka işe yaramayan batılı kelimelerden mi?..Sahi nedir bunlar,bilen var mı?.. Bir söz vardır ya, “biri kuyuya bir taş atmış, kırk kişi çıkaramamış” diye.Gün geçmiyor ki birileri kuyuya taş atmasın, yada günümüze uyarlarsakbirileri düğmeye basmış olmasın.Al işte sana bir kelime,bu kelimeyi evirçevir,yan yatır, ne yap, ne et akılları bulandıracak,suçsuz insanları karalayacak bir şekle getir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Şeyma YOL Yağmurun Söylediği;
Cehennemi bir hararet, yakıcı,boğucu bir sıcaklık sarmıştı çölü.Çöldü,hararetliydi her zaman ama bugün daha başka kavruluyordu ortalık.İnsanlar da telaşlıydı üstelik, sebebini kimsenin bilmediği bir gariplik vardı güneşin yalayıp geçtiği sokaklarda. Kimi gökyüzüne bakıp, acaba bir damla da olsa yağar mı, diye düşünüyor;kimi bir an önce kasvetin dağılması için dua ediyor; çok azı ise,içlerinde büyük bir ümit ve huzurla ,bir şey beklermişçesine yürüyordu sıcak kumların üzerinde.Bir tarafta kenara çekilmiş kendilerini yakan ateşten medet umanlar, diğer yanda hararetin, kasvetin varlığının bile farkına varamayan zavallılar vardı.Gözler mühürlenmiş, gönüllerin ise üzerine basılıp geçilen kızgın kum tanelerinden farkı kalmamıştı.Daha da artmıştı, işte güneş var gücüyle bırakmıştı tüm hararetini yere. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Şeyma YOL Şeb-i Yelda
Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir Müptela yı gama sor ki geceler kaç saat sabit Yaprakların sararıp, dökülme mevsiminin artık geçtiğini, kuru dalları yalayıp geçen sert rüzgarlardan anlamıştım.Bir de sokakların üzerine erkenden çöken zifiri karanlıklardan...Zaman hızla ilerlerken, yüreğimizi hüzünlere bulayan o mevsim veda bile etmeden yerini,uzun,bir o kadar da ayaz gecelere bırakmıştı.Günün ilk ışıkları da vurmaz olmuştu artık pencerelerimize ve biz daha ilk saatlerde karanlıklara açıyorduk gözlerimizi.Dışarı adım attığımızda yüzümüze çarpan ve geceden kaldığı belli olan bir ayaz bizi karşılıyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Şeyma YOL SON PİŞMANLIKLAR
Naralar atarak ve ardında gözü yaşlıları bırakarak istasyondan ayrılan tren kim bi lir kaçıncı kez şahit oluyordu bu manzaraya...Hicranı en derinde yaşayanlar ise,zulüm görmüşçesine ve treni suçlarcasına bakıyordu arkasından.Adı da bellidir ya zaten; ''kara tren''...Karalar bağlatır hep geridekilere,unutamayanlara... |
|
Devamını oku...
|
|
|
|