Yeryüzünde yaşayan genç yaşlı, kadın erkek milyonlarca insanın pek çok farklı özelliklerine rağmen ortak bazı yönleri vardır. Bunlardan biri kötülük yapma hissidir. Genelde bütün insanlarda bu his vardır. Ancak bazı insanlar, ihtiyaç duyduğunda içlerindeki bu isteği harekete geçirebilir. Genellikle çevresinden tepki almaktan çekinen bu insanlar akıllarındaki kötülükleri ortaya koymaktan kaçınır ve gizli olarak yaparlar. Peki, milyonlarca insan bu ortak dili nereden öğrenmiştir? İnsanları kötülük yapmaya sürükleyen, teşvik eden sebep nedir? Sorunun cevabı; amacı bu ortak dili tüm dünyaya yayarak kendi gibi zalim ve acımasız toplumlar oluşturmak olan şeytandır. Şeytan insanların zarar görmesi için elinden geleni yapmış ve kıyamete kadar da yapacağına yemin etmiştir. Bu gerçek Kuran’da şöyle geçer: | Ehlullah şöyle der: “Allah’ın dininden, Allah’ın kitabından, Allah’ın zikrinden yüz çeviren, vahye karşı kör davranan kimse bu dünyada kör olduğu gibi, bu dünyada sıkıntılı bir hayatın mahkumu olduğu gibi âhirette de kör yaratılacaktır. Yâni dünyadaki körlüklerinin, dünyadaki sıkıntılarının yanında âhirette daha büyük körlükler ve sıkıntılar beklemektedir onları. Dünyada Allah’ı unuttukları gibi, Allah’ın kitabını unuttukları gibi, vahye karşı kör ve sağır davrandıkları gibi onlar da cehennem ateşinin içinde unutulacaklar.” İsra:73,74. “Ey Muhammed! Seni, sana vahy ettiğimizden ayırıp başka bir şeyi Bize karşı uydurman için çağrışırlar. O zaman seni dost edinirler.Sana sebat vermemiş olsaydık, andolsun ki, az da olsa onlara meyledecektin.” 75. “O takdirde sana, hayatın da ölümün de, kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.” Hükümetin Yaptığı Açılım Pkk İle Aynı mı? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Dün topraklarımızı parselleyerek, Türk milletini yok etmek isteyenlerin emelleriyle, bugün milletimizin birliğini, kardeşliğini bozmaya uğraşanların amaçları üst üste örtüşse de tarihin şahitliğinde bu hain girişimlerden asla sonuç alınamayacağı iyi bilinmelidir. Türk milletinin, son anayurdunda yaşamasına tahammül edemeyen mihraklara karşı, 87 yıl önce Kocatepe'den başlattığı muazzam taarruzun yıl dönümünü iftiharla kutluyoruz. Büyük Taarruz'u, ''üzerine kin, entrika ve ateşle gelen dış düşmanlarla birlikte, içerideki hainlere ve gafillere karşı vatanını müdafaa eden büyük milletin tarihe mal olan muhteşem bir mücadelesi'' olarak tanımlayan Bahçeli, Kocatepe, Çiğiltepe, Tınaztepe ve Belentepe'de yanan bağımsızlık meşalesinin Dumlupınar'da körüklendiğini, Ege'ye kadar tüm yolu aydınlattığını, Türk'ün inancı, kararlılığı ve azmi karşısında çelik ve demirin çaresiz kaldığını belirtti. Yüce Allah'ın bize din olarak seçip-beğendiği İslam dininin temeli, Rabbimiz’i bir tek ilah olarak tanımaktır. Allah birdir ve O'ndan başka ilah yoktur. İman eden insanlar yaşamlarını bu temel gerçek üzerine kurarlar. Allah Kuran'da bu gerçeği, "Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur;O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi,163) ayetiyle bildirmektedir. Evrende hiçbirşey yokken Rabbimiz vardı ve O, zamandan ve mekandan münezzehtir. Maddeyi, zamanı, mekanı ve herşeyi, yalnızca "Ol!" emriyle yaratmıştır. Kuran'da bu gerçek bize; "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi,117) ayetiyle haber verilmektedir. Sevgili kardeşlerim, bu yazımda kâinatı sahiplenen insandan kısacık bahsedeceğim… Biraz özeleştiri ve eleştiri yapmak istiyorum. Kâinatta en değerli varlık insandır diyoruz ya hep. Ancak her şey kaliteli insanla değer kazanır. Altın, gümüş, elmas gibi madenlerin değerini de ancak insan takdir eder. İnsan kaliteli olmadıkça eşyanın kalitesi de bir anlam ifade etmez. Kalitesiz insanın elinde kaliteler de heder olur. Bizim en büyük problemimiz kaliteli insan problemidir. Zorluk ve felaket anlarında paradan puldan ziyade kaliteli, vasıflı insanlara ihtiyaç duyulur. Nice zengin servet sahibi fert ve toplumlar görüyoruz ki varlık içinde darlık yaşamaktadırlar. Günümüz toplumlarının hali buna en canlı misaldir. İnsanlar; her zaman değişmek ve gelişmek durumundadır. Hatta buna mecburdur. Bu ikisi olmazsa olmaz şarttır insan hayatında. Değişim; döneklik, istikrarsızlık, kaypaklık, verdiği sözü tutmamak, disiplinsizlik....değildir. aksine; yanlışları silmek, hatada ısrar etmemek, aklı kullanmak, nefse uymamak, şeytanın yoluna değil, Allah’ın yoluna gitmek, insani özelliğe kavuşmaktır. İnsan, ancak değişimle insan olur. Allah, Âdem’i topraktan yarattı. Bu haliyle insan değildi. Ruhundan ilka etmesiyle insan oldu. Âdem’in adamlaşması, değişime girmesiyle mümkündür. Değişimi her gün, her an yaşamaktayız. Yaşamak için bizlere uyarı ve hatırlatma yapılmaktadır. Bunu görmek için etrafımıza, kendimize, tabiata, dünyaya ve olaylara bir bakmamız yeterlidir. Zaten eğitimin özü budur. Eğer değişim olmamış olsaydı eğitime ihtiyaç kalmazdı. Eğitim olmayınca da ne disiplin, ne istikrar, ne kararlılık, ne aklı kullanmak, ne insanlık kalırdı. Mustafa Kemal Atatürk, askeri ve siyasi kişiliğinin yanı sıra, ahlakı ve İslam dinine verdiği önemle de Müslüman Türk Milleti önünde güzel bir örnek olmuştur. Ancak bazı materyalist çevrelerce Atamızın dine olan yakınlığı çarpıtılmış ve tam tersi, din karşıtı olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Hatta bu çevreler öyle ileri gitmişlerdir ki, Atatürkçü bir kişinin asla dindar olamayacağı gibi çarpık bir mantığı topluma yıllarca telkin etmişlerdir. Aslında kendi ateist fikirlerini meşrulaştırmak için bunu Atatürk’e mal ederek taraflar oluşturmaya çalışmış ve Atamızın çok önem verdiği milli birliği yıllarca zedelemişlerdir. Ancak bu çarpık telkin günümüzde etkisini kaybetmiştir. Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerin aktardığı bilgiler ve hayatını anlatan güvenilir kaynaklar, Atamızın değil din karşıtı olmak, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, derin iman sahibi gerçek bir Müslüman olduğunu gösterir bizlere. Cimrilik insanın karakterini belirleyen en önemli etkendir aslında… Cimri olan; paylaşmayı bilmez, mallarına ve özellikle parasına gerekenden fazla ilgi gösterir. Bu durum çevreyi de etkiler ve toplum tarafından dışlanmasına neden olur. Moliere; bu kitapta trajik bir durumu komediyle anlatmak istemiştir. Korkunç bir kişiliği olan Harpagon’un kendini çok ciddiye alması ve parasına oldukça düşkün olması gülünç bir hal alır. Bu durum gittikçe çılgınlık noktasına varmaktadır…
Öksüz çocuklarına parası kadar kıymet vermeyen Harpagon, onlara yapması gereken babalığı göstermez. Oğlu Cleante’nın sevdiği kızla (Mariane) evlenmesine karşı çıkar, kendisi evlenmek ister. Kızı Elise’nin ise Valere ile maddi durumu kendi istediği gibi olmadığından evlenmesine izin vermez ve çeyizsiz alacağı için oldukça yaşlı birisiyle zorla evlendirmek ister. Anadolu toprakları, 1071 Malazgirt zaferiyle kapılarını Türklere ve İslama açtı. Yıllarca haçlıların, kan kusturduğu rum diyarı insanları, Malazgirt zaferiyle; barışa, sevgiye, insanlığa merhaba dedi. Bunu ilk olarak Alpaslan, esir aldığı Romen Diyojen’de uyguladı. Alpaslan Diyojen’e; “Sana ne yapacağımı sanıyorsun?” deyince, Diyojen; “Bizim esirlere yaptığımızı yapacaksın; öldüreceksin, işkence yapacaksın...” deyince, Alpaslan: “Hayır sen serbestsin” karşılığını verdi. Bu, hoşgörü, affedicilik İslamın bize verdiği bir güzelliktir. Bunu taşıdığımız sürece dünyada; uzun yıllar hüküm sürmüş, haçlıların; “Viyana’da kardinal külahı görmektense, padişah sarığı görmeyi tercih ederiz” sözü meşhur olmuştur. Bu duygularla her zaman Türkler, girdiği savaşlarda başarı sağlamış, yurdumuzu işgal eden düşmanları püskürtmesini bilmiştir. Ramazan paylaşmanın, kardeşlikleri pekiştirmenin, yoksulu, yetimi gözetmenin yardımlaşmanın da ayıdır aynı zamanda. Bizler sofralarımız da bin bir türlü nimetleri yerken, aç olan insanları düşünmek zorundayız. Toplum olarak hayrı seven bir milletiz. Ancak bazıları var ki diliyle çok şey söylese de uygulamaya geldiğinde pek bir iş yapmıyorlar.
Nedense cebimizde var olanı kısmayı çok seviyoruz da, bizden isteyen yoksul, muhtaç insanlara bir türlü veremiyoruz, ya da vermiyoruz. Bazıları vardır bakarsınız ki her şey hakkında konuşurlar, hayrın büyüklüğünü anlatırlar ama maddi olarak bir şeyler vermeye geldiğinde hep geri dururlar. Bu konuda İbrahim Edhem Hz çok güzel bir kıssası var:” Bir adam Ramazan sohbetlerinde diliyle hep cömertlikten söz ediyor; ama eliyle hiç de cömertlik yapmıyordu. | | |
|
Uzun süredir üzerinde durduğumuz şiir okuma serüvenimiz artık sona yaklaştı.Gökhan Erken'in aranjörlüğünde devam eden çalışmalarımızdan bir bölümünü sizinle paylaşmayı düşündüm.Umarım beğenirsiniz.10 Kadar şiirimi seslendirdim.Kimi zaman duygusal,kimi zaman öfkeli,kimi zaman dost şiirleri aşağıdan indirip dinleyebilrisiniz.
Henüz ham olan kayıtları fonlarla besledik. 30 gün sonra burdaki şiirlerin kalkacağınıda belirtmeniz de fayda var..Sözü daha fazla uzatmadan sizleri eserlerle baş başa birakıyorum..Siir ve Yorum Adem Korkmaz Ağrıma Gidiyor Sağ tuş yapıp linke hedefi farklı kaydet yapın.Siir ve Yorum Adem Korkmaz Şaşı Dünya Sağ tuş yapıp linke hedefi farklı kaydet yapın.
|
Başbakan sayın Erdoğan’ın kabine değişikliğinde, sayın Bülent Arınç’a da görev verildi. Çoktandır kabine dışında, her hangi bir görevi olmadan, Milletvekili sıfatıyla bulunuyordu. Kimine göre bu yeni kabine; iyi oldu, kimine göre kötü oldu. Şöyle veya böyle. Sayın başbakan, iyi bir satranç oynamış ve kimin ne zaman, nasıl, bakanlık koltuğuna oturacağına karar vermiştir.
Aslında bütün milletvekilleri, her an bir bakanlık görevi alabilirler. Bu anlayış içinde olmalı ve iyi bir performans göstermelidirler. Yeni kabinede Sayın Bülent Arınç’ın görev almasına karşı olanlar var. dedikleri; “Arınç lafını bilmez, neyi ne zaman söyleyeceğinin farkında değil...” fakat sayın Arınç’a göre bu böyle değil. O diyor ki; “Ben asla yanlışa yanlış, doğruya doğru demekten çekinmem.
Ne yazık ki her geçen gün eğitim sistemimiz her zamankinden daha fazla Kur'an ahlakına muhtaç. Görünen o ki Türkiye’de eğitim sistemi acı sinyaller vermekte. Ecnebilerin dedikleri harfiyen yerine getirildi. Türkiye de Kur'an kapatıldı kadınlar açıldı.Hayatın her noktasında Kur'an’ın rehberliğine muhtacız.
Ne var ki geleceğimizin garantisi olan nesillerin yetiştirilmesinde Kur'an'ın rehberliğine daha ziyade ihtiyacımız var. Az sayıda manevi değerleri gözeten eğitim kurumları mevcut olsa da bu kurumlar Milli eğitimin ahvalini değiştirecek boyutta değiller. Bu çöküş bugünkü bir mesele değil. Tanzimat’ın ilanını müteakip yüz elli yıllık bir süreç. Bunu açmaya ciltler kifayet etmez. Amma olayı ellişer yıllık üç döneme ayırabiliriz.
44 can! Hiç acımadan, gözünü kırpmadan, kadın, erkek, çocuk... demeden silahla taramak! Bunun izahı olamaz. Bunu hiçbir biçimde şu veya bu şekilde anlatmak, bu çirkinliğe mazeret üretmek mümkün değil. İnsan şereflidir. Değil öldürmek, ayağına diken batmasına bile gönül razı olmaz. Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır. Bunun adına pkk terörü demesek bile bir terördür. Gözü dönmüş caniler; “Kökünü kazımak istedik” diyerek, bir ahlaksızlık, insanlık dışı bir aymazlık örneği vermişlerdir!
Mesele yalnızca sosyolojik mi? bunun psikolojik boyutu yok mu? Veya tarihsel süreçten gelen bir kin birikimi var diyemez miyiz? Kız meselesi demek bana göre biraz ucuzculuktur. Tabii uzmanlar konuyu enine boyuna inceleyecek, ilmi bir boyuta yönelteceklerdir. Töre mi? terör mü? Kan davası mı? kız davası mı? intikam mı? katliam mı?..... bir çok soru dolaşıyor kafalarda. Kimine göre töre, kimine göre terör.... toplumsal meselelerde; kan dökmek, huzuru bozmak, korku salmak, insanları birbirine düşman etmek... siz ne derseniz deyin. Bana göre terördür.
Kitap Tanıtımları
Tolstoy’un bu eserine bakış; Nikita, elindekiyle yetinmesini bilen, hoş görülü, hayatı boyunca hep başkalarının işinde çalışmış, yaşlı, yorgun bir köylüdür. Her zaman efendisine sadık davranan, sorumlu bir uşaktır. Efendisi ise istediği birçok şeye sahiptir. Ama hep daha fazlasını elde etmek ister ve bunu başarır da. Ta ki komşu çiftlikteki koruyu satın almak isteyene kadar… Kış, geldiğini iliklerine kadar hissettirir. Vasiliy Andreiç, istediği koruyu alabilmek için erkenden yola çıkması gerektiğinin bilincinde. Hazırlıklar tamamlanır. Vasiliy yola koyulmaya hazır. Fakat karısı, yanında uşak Nikita’nın da gitmesini ister. Vasiliy, bu fikre olumlu bakar. Koru için kar, kış demeden at Doru’nun arkasından yola koyulurlar. Oraya diğer alıcılardan önce yetişmek için, erken varmak şöyle dursun, gidecekleri yönü bile daha yolun ortasında iken kaybederler.
Ehlullah şöyle bir kıssa anlatır:Bir grup Müslüman tertip ettikleri kadınlı erkekli bir kafileyle hac yolculuğuna çıkarlar. Çölleri aşıp vahaları geçerek yol alırken, iki dağın arasında ıssız bir vadide yollarını kesen eşkıya, silahlarını doğrultur: - Ya canınız ya malınız! derler. Hac yolcularında elbette karşı koyacak silah yoktur. Hepsi de kaba kuvvet karşısında ellerini kaldırıp teslim olmaktan başka çare bulamazlar.
Bir ellerinde silah bir elleriyle de erkek yolcuların üzerlerini aramaya başlayan eşkıya, ne var, ne yok hepsini alır, ekmek parası dahi bırakmaz. Şu kadarı da var ki, geriye çekilmiş korku içinde titreşen kadınlara asla dokunmazlar. Bunu gören yaşlı bir yolcu: - Eyvah der, eşkıya paramızı alıp elini kolunu sallayarak gidecek, ekmek parası dahi bırakmayacak bize! Tam o sırada eşkıya başından bir ses yükselir: - Kadınları bırakmayın, başörtülerini çıkartın, saçlarının arasına varıncaya kadar altın arayın.
Herkes bir ülkede bulunur. Her insanın barındığı, ekmeğini yiyip, suyunu içtiği, havasını teneffüs ettiği bir toprak parçası vardır. Üzerinde bulunduğumuz, nimetlerinden yararlandığımız bu ülkeye herkesin hizmet borcu vardır.
En küçüğünden en büyüğüne, yaşlısından gencine, kadınından erkeğine kadar... eli tutan, gözü gören, ayağı yere basabilen, kafası işleyen, zekası yerinde, mantığı iyi işleyen, güçlü ve kuvvetli olan bütün insanlar mutlaka ülkeye hizmette adım atmak, olumlu bir şeyler yapmak zorundadır.Tarihe baktığımız zaman kahramanların ülke çıkarı ve vatanın kalkınması için gözünü budaktan sakınmadan koştuğunu, elini taş altına soktuğunu görüyoruz. Ülkemi seviyorum. Ama bunu sözle değil gerçekten gönülden ve inanarak söylüyor ve sevgimi eylem haline getirmek istiyorum.
Ülkenin içinde bulunduğu durumu doğru tahlil etmenin en güvenilir yolu, sokaktaki insanın nabzını tutmaktır.
Akılcılığın, bilimsel yaklaşımın engellendiği, hâkimiyeti ele geçirmek için her türlü çirkin mücadelenin mubah sayıldığı, aslında illegal olan fakat yasalmış gibi muamele gören bazı odakların basını kendi emellerine alet ettiği bir ortamda halkın sesine kulak vermek daha da önem kazanıyor.
Basında tarafsızlık ilkesinin neredeyse her gün ihlal edildiğini üzülerek izlemekteyiz. Bütün bu ihlaller kamuoyunun kafasını karıştırmaktan öteye bir işe yaramıyor.
Zira aynı haberin kiralık kalemler tarafından çarpıtılarak farklı şekillerde nasıl kamuoyuna sunulduğunu bilmeyen, fark etmeyen neredeyse yok gibi.
Yıllardır; “1 Mayıs bayram ilan edilsin, tatil olsun” dendi. Bu hususta sesler yükseldi, mitingler yapıldı, toplantılar icra edildi. Nihayet hükümet, 1 Mayıs’ı resmi tatil ilan etti. Bayram demek, sevinç, mutluluk, kardeşlik, dayanışma, el ele verme, birlikte olma... demektir. ama her zaman, her kutlamada kan akıyor, devlet malları talan ediliyor, kaldırım taşları sökülüyor, araçlar ateşe veriliyor, güvenlik görevlilerimiz, vatandaşlarımız yaralanıyor... hatta ölenler bile oluyor.
1 Mayıs’ın bayram yapılmasını isteyen sendikalar- ki bir kısmı ülkesini seven, vatanının kalkınmasını isteyen vatansever sendikalardır- bazı provakatörleri de yanlarına alarak ülkeyi kaos ortamına sokmanın çabası içine giriyorlar. Eğer bunu merak edenler olursa, 1 Mayıs gösterilerinde ellerinde orak çekiçli, sarı yıldızlı komünist bayraklarla boy gösterdiğini, ülkede komünizmi büyük bir özlemle isteyen maskeli grupların bulunduğunu görürler.
Bunca zaman sonra eski dostlarla bir araya gelip, o güzel üniversite yıllarını anmak ne güzel bir duygu… İşte, unutuldu sandığımız seneler tekrar canlandı dün… Her şey çok değişmişti. Her biri bir iş ya da meslek sahibi olmuş. Aile sorumluluğu ve geçim derdinden olsa gerek o hareketli, neşeli, şen şakrak yapıları ağırbaşlılığa, bir nevi durgunluğa dönüşmüş; geçen yıllar saçlarını ağartmış, simalarını değiştirmişti. Değişmeyen; karakterleri, samimiyetleri ve dostluklarıydı. Bir an için o güzel anılarımızı sizlerle de paylaşmak geldi içimden;
Üniversite çağlarımızdı… Herkes kendi düşüncesine ve isteğine göre çevresini bulmuştu. Biz de bir arkadaş grubu kurmuş ve ortak bir idealde buluşmuştuk… Lakin bizim diğerlerinden her zaman farklı bir yönümüz vardı.
Terör Sadece Siyasetin Meselesi Değildir
10 tane vatan evladını şehit verdik. Fidan gibi delikanlılar, eli kanlı, gözü dönmüş, vatan hainlerinin kurşununa hedef oldu. Milletçe üzgünüz, yas tutuyoruz. Şehit olanlara Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyorum. Tabii ki kolay değil, ateş düştüğü yeri yakar.
Terör; yalnız hükümetlerin, sadece siyasilerin meselesi değildir. Bu, milli bir meseledir. Her kesimden, her makamdan, her kuruluştan tepki, tel’in, teröre lanet sesleri bekliyoruz. Terör konusunda- ki milli bir mesele olduğunu söyledim- daha önce meydanları dolduran, mitingler yapan dernekleri görmek istiyorum. “Türkiye laiktir laik kalacaktır” diyenlerin bu hususta seslerinin daha çok ve daha gür çıkmasını arzuluyorum. “Atatürkçüyüz” diye övünen – esasında Atatürkçülükte milli birlik ve beraberlik vardır- ve bu konuda taviz vermeyenlerin herkesten önce ve en ön safta olması arzumdur. | | |
|
|
Josef NASEH Sevgiyi kavrayabilmek için, bu sözcüğün dil bilimsel olarak ne anlama geldiğini bilmemiz gerekir. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre sevgi, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.” olarak tanımlanır. O halde sevgi kavramının varlığını, evrenin var oluş süreci ile başlatabiliriz. Evrenin var oluş sürecinden bugüne kadar insanoğlunun göstermiş olduğu evrensel gelişim, sevgi kavramının anlam ve ifadelerinin sürekli değişmesine neden olmuştur. Paracelsus bunu şöyle tanımlamıştır: “Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey anlamaz. Hiçbir şey anlamayan, değersizdir. |
|
|